Paris iklim yürüyüşünün ilk iki saati

Özgecan Kara, Yeşil Gazete / Açık Radyo

Yeşil Gazete okurlarının çok iyi bildiği gibi gazetemizin kadrolu COP yazarı Ümit Şahin’dir. Yalnız bu sene Paris’teki COP21’e gitmek bana da kısmet oldu. Önümüzdeki bir hafta boyunca COP izlenimlerimi ben de ‘çaylak iklim değişikliği uzmanı’ kadrosundan aktaracağım.

Çaylaklığım Paris’e gelişimle kendini gösterdi. Büyük iklim yürüyüşünü 28 Kasım’da sanan bendeniz, yürüyüşten de eksik kalmamak için uçak biletini sabahın körüne almıştım. Malumunuz yürüyüş 29 Kasım’da olduğu gibi, olamadı da.

Paris’te yaşanan ve ilan edilen olağanüstü hal nedeniyle tüm yürüyüşler iptal edildi. Bunun üzerine iklim mail gruplarında hükümetle müzakere etme/korsan yürüyüş planları dönmeye başladı. (Hatta bu mailler Fransa hükümetine de gidince bazı aktivistlerin yürüyüş için hazırladığı pankartlara el konuldu, bazı ‘ekoloji liderleri’ne de ev hapsi verildi).

Nitekim kendi adıma ben haftasonunu Paris’te Seine nehri kıyısında baget kemirerek geçirmeye kendimi alıştırmışken mail kutuma eylem planı düştü:

  1. Republique Meydanı’ndan iklim için yürüyemeyen 10 bin kişinin ayakkabası sergilenecek,
  2. 11.30-13.00 arasında Republique’den Nation’a kadar insan zinciri oluşturulacak. Bu zincir kaldırımda olacağı, yolu tıkamayacağı ve yürüyüş yapmadağ dağılacağı için izin alınabilecek.

Ben de bir iklim aktivisti olarak söylenen saatte Oberkampf metro durağından insan zincirine katılmaya çalıştım. Sonra gazeteciliğim ağır bastı ve şu insan zinciri neymiş bir bakayım diye gezmeye başladım.

Ara ara gerçekten duygulansam da açıkçası çoğunlukla hüsran duydum. Kimse ses bile çıkarmıyordu. Yani bir didjeridoo’nun sesini duymadığım iklim yürüyüşünü ben neyleyim. Onu geçtim şu meşhur iklim sloganı ‘People, united, will never be defeated’ (İnsanlar birlikteyken asla yenilmezler) bile gönlümce atamadım. Nitekim biz zincirin sonuna yürüyene kadar zincir bitmişti bile.

Konuştuğum bir kaç aktivist Republique Meydanı’na geri dönmemi söyleyince ben de söylenene uydum.

Neyse ki meydanda yine o meşhur dev insan kuklalarından gördüm de, bir nebze küresel iklim yürüyüşü muradıma erdim. Meydanda konuştuğum bazı kişilerde de benzer hayal kırıklıkları vardı. Polis Nation’a giden yola barikat kurmuş, hiçbir yürüyüşe izin vermiyordu. Öte yandan bir genç üniversiteli ekolojist grup bizi tekrar yürüyüşe davet etti. Bir kaç kere polisle konuşuldu, ama yürüyüş mümkün görünmüyordu. Biz de bir kenarda üzgün bir şekilde bagetimizi kemirmeye devam ettik.

Saat 14.00’e vardığında bir sürü kişi Republique Meydanı’na akmaya başladı ve polis barikatına doğru yürüyüşe geçti. Polisle tekrar konuşuldu, iki ses patlak verdi, kalabalığın bir kısmı kaçtı.

 

Geri kalan göstericiler ‘Polis devleti, olağanüstü hal, protesto hakkını elimden almaz’ ve ‘En büyük terörist polistir’ diye slogan atıyorlardı. Bir kaç kere daha Nation’a doğru yürünmeye çalışılsa da göstericileri geri döndürdü. Bu sırada Republique Meydanı’nın tüm giriş ve çıkışları polisler ve polis arabalarıyla kapatıldığını sanıyorum pek çoğumuz fark etmemiştik. Bu yüzden ki bir lideri takip ederek tam ters istikametten yürümek için yön değiştirdik. Bir kaç dakika geçmemişti ki polis bize gaz sıktı. O sırada tam yanımda duran ve hiç alışık olmadığı biber gazından fenalaşan Avusturyalı arkadaşıma bunun aperatif olduğunu söylüyordum ki meydanın her yerinden üstümüze gaz bombaları yağmaya başladı. Yuvarlak meydanın çevresinden benim baktığım yönden sayabildiğim kadarıyla 12 fişek aynı anda meydanın ortasına düştü.

image

Türkiye’den de alışık olduğumuz gibi ‘Burada çocuklar var’ haykırışıyla insanlar kaçışmaya başladılar. Gerçekten de çocuklar vardı. Ben o sırada tamamen gaz altında müzik çalmaya ve dans etmeye devam eden bir grupla konuşmaya çalışıyordum, konuşmamız öksürükle kesildi:

– Ne oluyor burada?

– Liberte (Özgürlük)

Üzerimizde helikopterler gezmeye başladı, polis sürekli gaz atıyordu. Meydanı tamamen çevrelemişlerdi ve insanların ne dışarıya çıkmasına ne de içeriye girmesine izin veriyordu. Yine Türkiye’den de alışık olduğumuz gibi metro istasyonu kapatıldı. Türkiye’de polislere çok kez sorduğum soruyu bu sefer Fransız polisine sordum ‘Buradan nasıl çıkmamızı bekliyorsunuz? Kuş olup uçalım mı?’

Konuştuğum insanların çoğunluğu bunun barışçıl bir protesto olduğunu, anarşistlerin bile polis onlara doğru geldiğinde geri gittiklerini söylüyordu. Bir kısım ise bu işleri yapanların bir grup heyecanlı genç olduğunu, COP’un ne anlama geldiğini bile bilmediğini, bunu bahane olarak kullandıklarını ve bu yapılanların yürüyüşün amaçladığı şeyle alakası olmadığını söyledi.

Kendi gözlemim, en büyük terörist polis. İnsanlar haklı olarak yürümek istediler ve ilk polis saldırdı. Çatıştıran her zaman polis oluyor. Nitekim bir kaç saat sonra göstericiler ufak çatapatlar atmaya başladılar polise doğru. Fransız ve Türk polisi arasındaki tek fark ise, Fransız polisi gaz fişeklerini biraz daha ivmeli atıyor. En kötüsü ise buna bu kadar alışmış olmak. Fransızlar ise ya bizden daha alışık ya da Paris’in göbeğinde bir gaz fişeğiyle öldürülmeme ihtimali bizden daha fazla. Bu yüzdene çoğunluk meydanda kenarlara çekilerek sessizce olayın bitmesini bekledi.

Ben ise Türkiyeli aktivist sezgilerime güvenerek işlerin çok karışacağını anladım, hızlı hızlı nasıl topuklasam diye bakındım. Oteller ve cafeler kapılarını kapatmıştı, polis geçit vermiyordu. Ben de gıcır gıcır basın kartım ve Birleşmiş Milletler akreditasyonum ile yaklaşık yarım saat polislere dil döktükten sonra kuşatmadan salındım.

Nitekim 208 kişi gözaltına alınmış. Anlayacağınız Paris iklim yürüyüşünün ilk iki saati iyiydi de, sonra çok bozdu.

Şaka bir yana oradaki polis benim güvenliğim için orada. Olağanüstü hal benim protesto yapma hakkıma engel değildir. Polisin gerekli güvenlik önlemlerini alarak protesto yapmama izin vermesi gerekir. Republique meydanında yaşananlar bana Taksim meydanının 1 Mayıs’larını hatırlattı. Polisin güvenlik sağlaması hep daha çok zarara neden oluyor. Fransa’da da, Türkiye’de de.

Site Footer

Sliding Sidebar