Gıda Güvenliğine Toplumsal Cinsiyet ve İnsan Hakları Pencerelerinden Bakmak

Paris İklim Zirvesi, 3 Aralık günü BM Gıda Hakkı Özel Raportörü Hilal Elver, Gorakhpur Çevresel Eylem Grubu’ndan (Hindistan) Shiraz Wajih, ActionAid’den Teresa Anderson ve CARE USA’den Tonya Rawe’nin katılımıyla “1,5⁰ veya ötesinde gıda güvenliği: Hak temelli uyum, finans ve kayıp-zarar” başlıklı bir yan etkinliğe ev sahipliği yaptı.

Etkinlikte ilk olarak, “Toplumsal cinsiyete duyarlı uyum ve insan hakları yaklaşımı” başlıklı konuşmasıyla Özel Raportör Elver söz aldı. Elver, 1995’teki Pekin BM Dünya Kadın Konferansı’ndan bu yana gıda güvenliğine toplumsal cinsiyet açısından yaklaşılıyor olmasına karşın, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) müzakerelerine bu konunun oldukça geç yansımasından yakındı. Kadınların iklim değişikliği politikalarında uzun süre bir özne olarak kabul edilmediğini, onlara atıf yapıldığı ender hallerde de REDD+ örneğindeki gibi “kırılgan bir grup” olarak sınıflandırıldıklarını ifade etti. Bu durumun nihayet geçtiğimiz yıl Lima’da yapılan 20. Taraflar Toplatısı’nın ardından ortaya çıkan karar metnindeki “toplumsal cinsiyete duyarlılık” vurgularıyla değiştiğini söyledi. Elver, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin bazılarının da toplumsal cinsiyetle ilişkili bulunduğunu, fakat bunların ancak insan hakları temelli bir yaklaşımla hayata geçirilmeleri halinde anlam kazanacağını belirtti.

Ekonomide yaşanan dönüşüm vesilesiyle erkeklerin toprağı terk ederek kentlere göç etmeleri ile tarım ve evin geçiminde sorumluluk iyiden iyiye kadınların omzuna yüklendi. Bu dönüşüme karşın, gıda ve tarım alanındaki politikaların halen tam anlamıyla toplumsal cinsiyete duyarlı değil.

Elver, kadınların özellikle küçük ölçekli çiftçilik bağlamında gıda üretiminde çok önemli bir rol oynadığının altını çizdi. Ekonomide yaşanan dönüşüm vesilesiyle erkeklerin toprağı terk ederek kentlere göç etmeleri ile tarım ve evin geçiminde sorumluluğun iyiden iyiye kadınların omzuna yüklendiğini belirtti. Elver, bu dönüşüme karşın, gıda ve tarım alanındaki politikaların halen tam anlamıyla toplumsal cinsiyete duyarlı olmadığını savundu. Bu durumun değişmesi için ilk olarak kadınların karar alım süreçlerine katılımının sağlanması gerektiğini belirtti. Şu an için bunun önünde kültürel, ekonomik ve ekolojik engellerin bulunduğunu, bunlar içerisinden özellikle baskın ataerkil zihniyetten kaynaklanan kültürel engellerin ön plana çıktığını söyledi. Elver, ikinci olarak kadınların bilgi ve teknolojiye erişiminin önünün açılmasının önemine dikkat çekti. Özel Raportör, kadınların genellikle yaşadıkları ve tarım yaptıkları toprakların mülkiyetine sahip bulunmadıklarını, bilgi ve teknoloji aktarımına yönelik proje ve yardımlarda mülkiyetin esas alınmasının kadınları mağdur ettiğini ifade etti.

Hilal Elver’in ardından söz alan Gorakhpur Çevresel Eylem Grubu’ndan Shiraz Wajih’in konşmasının hemen öncesinde, “Daha güvenli bir gelecek için – Hindistan’dan iklim dirençliliğine dair gelişmeler” adlı bir kısa film gösterildi[1]. Gerek söz konusu filmde, gerekse Wajih’in konuşmasında, son yıllarda Hindistan’da yağış rejimindeki düzensizliklerle aşırı yağışların giderek istisna olmaktan çıkarak kural haline gelmesi ve yerel halkların bununla mücadele için geliştirdikleri stratejiler konu edilmekteydi. Buna göre, özellikle küçük ölçekli çiftçilik yapan kadınlar, küçük arazilerde tek tip ekime dayalı bir üretim yapmakta, bu da onları su baskınlarının etkilerine karşı kırılgan bir duruma sokmaktaydı. Buna karşılık, Gorakhpur Çevresel Eylem Grubu gibi sivil inisiyatifler ile devletin yereldeki afet yönetimi birimleri arasındaki işbirliği çerçevesinde yürütülen bilgilendirme faaliyetleri sayesinde bu tablo değişmiş görünüyor. Tek tip ekimden, yüksek dirençli tohumları da içeren çok katmanlı ekim ve karma ekim tekniklerine geçilmesi ve ekim dönemlerinin yağış rejimlerindeki dönüşüme göre yeniden düzenlenmesi ile son yaşanan afetlerde olumsuz etkilerin asgari düzeye indirildiği belirtiliyor.

ActionAid’i temsilen konuşan Teresa Anderson, iklim değişikliğinin tarım üzerindeki olumsuz etkilerine dair oldukça bilgilendirici bir sunum yaptı. Tarımsal faaliyetlerin çevresel değişimlerden kolaylıkla etkilenebildiğine ve bu sebeple çoğu durumda çiftçilerin emeklerinin heba olabildiğine dikkat çeken Anderson, küresel sıcaklık artışında 1,5⁰C’nin ötesine geçildikçe uyum olasılığının azalacağı ve ciddi kayıp-zararların söz konusu olacağı uyarısında bulundu. Söz gelimi iklim değişikliğiyle yükselen sıcaklıkların bitkilerin polenleşmesini engelleyebildiğini belirtti. Ayrıca, iklim değişikliğiyle yükselen deniz seviyesinin, Bangladeş gibi ülkelerde verimli arazilerin sular altında kalmasına yol açtığını ifade etti. Bunun dışında, iklim değişikliğiyle birlikte sıklık ve şiddeti artan fırtınalar neticesinde kabaran deniz sularının toprakta tuzlanmaya sebep olduğunu, sonrasında sular çekilse dahi o arazilerde tarım yapılamadığını söyledi.

Anderson, iklim değişikliği kaynaklı risklere yanıt vermek için kimi stratejilerin geliştirilmiş bulunmakla birlikte bunların yaygın bir şekilde hayata geçirilebilmesi için finansmana ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi. Örneğin, Gambiya’da bentler ve taşma savakları ile yapılan denemelerde, kabaran deniz sularıyla tuzlanan 4000 hektar civarında arazinin, yağmur sularının belirli bir süre tutulup bırakılması suretiyle fazla tuzluluktan arındırılıp yeniden ekilir hale getirildiğini; ancak salt 4 kilometrelik bendin 350 milyon dolara mal olduğunu aktardı. Az gelişmiş ülkelerin, gerek örnekteki gibi durumlar için, gerek eski hava tahmin teknolojilerinin güncellenmesi, yerel halkların bilgilendirilmesi, yükselen su seviyesine uygun altyapı yatırımları ve inşaatlar gibi faaliyetler için finansmana muhtaç olduğunu vurguladı. Anderson, iklim değişikliğine yönelik olarak getirilen kimi çözüm önerilerinin de ciddi yan etkilerinin bulunduğuna dikkat çekti. Atmosferdeki karbonu azaltmak için devasa ölçeklerde ağaçlandırma yapmak, sonrasında da bunları yakarak açığa çıkan karbonu Karbon Yakalama ve Depolama (CCS) teknolojileriyle hapsetmek gibi iddialı azaltım önerilerini buna örnek olarak gösterdi. Bu gibi senaryolar çerçevesinde 500 milyon ila birkaç milyar hektar arası alanın ağaçlandırılmasından söz edildiğini, bunun da pek çok ekilebilir araziye el konulması anlamına geldiğini iddia etti.

Hanelerdeki gıdanın % 90’ını kadınlarca üretilip hazırlandığı halde, gıda politikalarının oluşturulmasında kadınların özne olarak tanınmıyor, onlara danışılmıyor, öncelik ve ihtiyaçlarını gözetilmiyor, haklarına saygı gösterilmiyor.

Etkinlikteki son konuşmayı yapan CARE USA’den Tonya Rawe, gıda güvenliğinin CARE’in 1945 yılında kurulmasının temelinde yatan meselelerden biri olduğunu, iklim değişikliğinin kendisinden önce de var olan açlık ve yetersiz beslenme gibi sorunları daha da ağırlaştıran bir olgu olarak ele alınması gerektiğini vurguladı. Bu sorunların kaynağında öncelikli olarak gıdaya erişimdeki eşitsizliğin yattığının altını çizdi. Rawe, hanelerdeki gıdanın % 90’ının kadınlarca üretilip hazırlandığı halde, gıda politikalarının oluşturulmasında kadınların özne olarak tanınmadığını, onlara danışılmadığını, öncelik ve ihtiyaçlarının gözetilmediğini, haklarına saygı gösterilmediğini söyledi. İklim değişikliğinin her 10 yılda tarımsal verimde % 2 düşüşe yol açacağı, bunun da 2080 yılına gelindiğinde fazladan 600 milyon insanın aç kalması anlamına gelebileceği uyarısında bulundu.

Rawe, Paris İklim Zirvesi’nde görüşülen taslak anlaşma metnine dair kimi eleştiriler getirdi. Taslağın 2. maddesinde salt gıda üretimi ve dağıtımından söz edildiği, oysa gıda güvenliğinin bu ikisinin ötesinde bir sorunsal olmak suretiyle ayrıca ele alınması gerektiğini savundu. Gıda güvenliğinin zayıflatılmaması ve toprak üzerindeki hakların ihlal edilmemesi için rehberlik ve ilkelere gereksinim bulunduğunu belirtti. Ayrıca, 2013’teki Taraflar Toplantısı neticesinde oluşturulan Varşova Uluslararası (Kayıp-Zarar) Mekanizması’nın, Paris’ten çıkacak anlaşmada da kendisine mutlaka yer bulması gerektiğini söyledi.

[1] Söz konusu filmi şu adresten izlemek mümkün: http://cdkn.org/2015/08/film-for-a-safer-future-insights-on-climate-resilience-from-india/

Kutay Kutlu
Doktora Öğrencisi
Marmara Üniversitesi
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Site Footer

Sliding Sidebar