Paris izlenimleri-2: Dünyayı yakma kararının sayısal özeti

Ümit Şahin – Yeşil Gazete

Paris İklim Konferansı öncesinde en çok korkulan şeylerden biri, Paris’in başarısızlığa uğrayan 2009 Kopenhag zirvesine benzemesiydi. İyi haber! Böyle bir tehlike ortada görünmüyor. Ama Paris Kyoto’ya dönüyor. Bu daha mı iyi?

Dün Paris İklim Konferansı’ndaki en önemli yan etkinliklerden biri UNFCCC, yani bu zirveyi organize eden BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekreteryası tarafından düzenlendi. Toplantıda 1 Ekim 2015’e kadar iklim değişikliğiyle mücadeleye Ulusal Katkı Niyet Beyanı (INDC) sunan ülkelerin yapmayı taahhüt ettikleri emisyon azaltımlarının toplamını değerlendirenSentez Raporu açıklandı. Bu bilgiler daha önce Bonn toplantılarında da sunulmuştu. Ama Paris’te yapılan bu resmi açıklama Paris’ten çıkacak azaltım hedefinin neye benzeyeceğini resmen ortaya koymuş oldu.

unfccc_panel

Normalde beklentimiz, ülkelerin emisyon azaltım hedeflerinin toplamının, emisyonların küresel ısınmayı 2 derecede sınırlamak için 2030’a kadar atmosfere salınabilecek toplam karbon dioksit miktarını aşmayacak düzeyde azaltılmasını sağlaması olmalı. Yani her ülke taahhüt ettiği azaltım hedefine santimi santimine uyarsa, (2020’ye kadar olan taahhütlerin de tutturulduğu varsayımıyla) 2020-2030 arasında toplamda belli bir miktar salım yapıp, 2030’da küresel salımın belli bir miktara indirilmiş olması gerekiyor.

Peki bu azaltım başarılıyor mu ve mevcut INDC’lerle önceki hedefler tutturulursa sonuç ne oluyor?

Öncelikle UNFCCC’ye INDC’sini sunan ülke sayısının 185’e çıktığını ve bu ülkelerin toplam küresel emisyonların %94’ünden sorumlu olduğunu hatırlatalım. Dolayısıyla geri kalan ülkelerin ciddi bir toplam olmadığı göz önüne alınırsa, anlaşmayla ilgili bu anlamda bir sorun kalmadığı yorumu yapılabilir. Yani aşağı yukarı bütün ülkeler şöyle ya da böyle bir hedef belirleyerek anlaşmadaki yerlerini alıyorlar. Sorun bu hedeflerin bir işe yarayıp yaramayacağı.

UNFCCC Sekreteryası’nın dün sunduğu Sentez Raporu 1 Ekim’e kadar verilen INDC’leri kapsadığı için rapor Türkiye dahil 147 ülkenin (bu ülkeler emisyonların %86’sından sorumlu) hedefleri toplanarak yapılmış.

Sonuç şu:

– Bütün INDC’ler ve önceki azaltım hedefleri tam olarak uygulanırsa, küresel emisyon toplamı 2025’de 55 GtCO2e*, 2030’da 57 GtCO2 olarak gerçekleşiyor. Bu düzey 2012’de 52 GtCO2 idi.Yani önümüzdeki 15 yıl içinde küresel emisyonlar eskisi kadar hızlı artmıyor olsa da, artmaya devam ediyor. Oysa azalması gerekiyordu.

slide5

– Küresel emisyonların artış hızı, hem de azaltım senaryoları altında, 1990’a göre %45, 2000’e göre %39, 2010’a göre %17 daha fazla. Yani dünya ülkeleri Paris’te küresel emisyonları artırmaya devam etmek üzere anlaşmak üzereler. (Sadece kişi başı emisyon düzeyinde 1990’a kadar, %9, 2000’e göre %5 azalma var ki, bu çok ufak rakamlar, emisyonların nüfus kadar hızlı artmadığı dışında bir anlam ifade etmiyor.)

slide4

– Bir başka hesaba göre 1990’dan 2010’a kadar %24 artan emisyonlar belli bir güven aralığı içinde tahminen 2010-2030 arasında %11-23 artacak. Yani artış hızı biraz düşebilir, ama hiç düşmeyebilir bile!

Küresel emisyonlarda 2010'a kadar görülen ve INDC'lere göre 2030'a kadar beklenen artış yüzdesi

– INDC’ler sayesinde referans senaryoya göre ne kadar bir emisyon salımından kurtuluyoruz diye sorarsanız, bu düzeyler de 2025’de 3 GtCO2e, 2030’da 4 GtCO2e kadar. Aşağıdaki grafikte görülen güven aralıklarına bakarsanız her iki yıl için 0 da olabilir.

slide2

– En çarpıcı hesap ise emisyon açığı rakamlarında ortaya çıkıyor. (Önümüzdeki günlerde BM Çevre Programı UNEP’in de 2015 Emisyon Açığı Raporu yayımlanır, o zaman da bu konuya geri döneriz.) Emisyon açığı demek, bu hedeflerle belli bir yılda, 2 dereceyi tutturmak için bütün dünya ülkelerinin salabileceği karbon dioksit azaltımının ne kadar altında kalacağımız demek. Yani iklim değişikliğiyle mücadelede başarısızlık ölçüsü de denebilir.

Buna göre “her şey yolunda giderse” emisyon açığımız 2025’de 9 (5-13) GtCO2e, 2030’da 15 (11-22) GtCO2e oluyor. Bir başka deyişle 2025’de en fazla 46 GtCO2e salmamız gerekirken 55 GtCO2e (%20 daha fazla), 2030’da en fazla 42 GtCO2 salmamız gerekirken 57 GtCO2 (%35 daha fazla) salıyor olacağız. Güven aralıklarına göre bu yüzdeler olması gerekenden en iyi ihtimalle 2025’de %11, 2030’da %26 fazla olabilir. En kötü ihtimalle de küresel olarak yapmamız gereken emisyondan 2025’de %28, 2030’da %52 daha fazla sera gazı salıyor olabiliriz.

INDC'lere göre 2 derece hedefine ulaşmak için gereken mikardan emisyon açığı

Bu da yeni Paris iklim anlaşması sayesinde başarılmış olacak.

INDC’ler neden işe yaramadı derseniz, bu sorunun teknik cevabı, AB ve ABD gibi zengin ülkelerin yaptıkları azaltımların, Çin, Hindistan gibi hızlı büyüyen ülkelerin yaptıkları (biraz azaltılmış) artışlar tarafından sıfırlanması. Eğer bu duruma düşmek istemiyorsak, zengin ülkelerin bugün yapabileceklerini söylediklerinden çok daha yüksek, yani tarihsel sorumluluklarına uygun azaltımlar yapmaya, gelişmekte olan ülkelerin de “iklimi değiştirme haklarında” bu kadar ısrarcı olmayıp daha hızlı bir şekilde ekolojik sıçrama yapmaya hazır olmaları (tabii yine zengin ülkelerin de bunun için yoksul ülkelere finansal yardım yapmaya hazır olmaları) gerekiyor.

Sonuç olarak haftaya çıkması beklenen Paris anlaşmasının yıllardır yerden yere vurulan Kyoto Protokolü’nden bile daha feci bir “iklim değişikliğiyle mücadele” planı olacağı söylenebilir. Bütün aklı başında iklim bilimciler, ekoloji hareketleri ve iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkeler 2 derecenin de çok yüksek olduğunu, pek çok yoksul ülkeyi, milyarlarca insanı ve sayısız ekosistemi, türü ve en çok etkilenecek bölgeleri felakete sürükleyeceğini, bu nedenle aslında bütün hedeflerin şu anda 1 derece olan ısınmanın en fazla 1,5 dereceye çıkacak şekilde belirlenmesi gerektiğini çığlık çığlığa söylerken, dünya ülkeleri 2 derece hedefini bile tutturamayıp, dünyayı 3,5 dereceye kadar ısıtabilecek bir anlaşmayı başarı diye önümüze koymak üzereler.

Bu rapor dünyayı yakıp kavurmaktan kâr elde eden petrol ve kömür şirketlerinin sözünden dışarı çıkamayan Birleşmiş Milletler’le ABD ve ev sahibi Fransa başta olmak üzere aşağı yukarı bütün ülke hükümetlerinin hepimizi sürüklediği felaketin sayısal özeti.

"Bu planlar başarılı bir iklim eyleminin sadece düşük emisyonları değil, hükümetler, yurttaşlar ve iş çevreleri için bir sürü diğer ekonomik ve sosyal faydaları başarmak anlamına geldiğini gösteren kararlı bir yol oluşturuyor."

Oysa zirvenin patronu BM İklim Değişikliği Sekreteri Christiana Figueres‘in bu sentez raporuyla ilgili yorumu şöyle: “Bu planlar başarılı bir iklim eyleminin sadece düşük emisyonları değil, hükümetler, yurttaşlar ve iş çevreleri için bir sürü diğer ekonomik ve sosyal faydaları başarmak anlamına geldiğini gösteren kararlı bir yol oluşturuyor.”

2-Pope-Africa-plane-395x255Papa Francis önceki gün Afrika ziyaretinden dönerken uçakta konuştuğu bir grup gazeteciye Paris zirvesiyle ilgili olarak “Ya şimdi bu işi çözeceğiz, ya da hiçbir zaman. Artık son sınıra kadar geldik ve eğer bunu en güçlü şekilde ifade etmemi isterseniz, intihar sınırındayız diyebilirim” demiş.

Ama söz konusu intiharsa, bence insanlığın topluca intihar etmesinden hem mantıken, hem de ahlaken daha doğru olan bir yol var. Benim önerim başta BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ve UNFCCC Sekreteri Christiana Figueres olmak üzere, bu skandalı büyük başarı diye pazarlamaya çalışan herkesin topluca gidip kendilerini biraz ötedeki Seine nehrine atmaları.

Zaten başka türlü tarihe onurlu bir şekilde geçebileceklerini de sanmıyorum.

* GtCO2e – Milyar ton karbon dioksit eşdeğeri sera gazı

Site Footer

Sliding Sidebar