“Zaten Bir Avrupa Birliği Kaldı” diyorduk ama…

Avrupa Birliği’nin (AB) Birleşmiş Milletler’in (BM) Taraflar Konferanslarındaki etkisiz gücü uzun süredir eleştiri almakta. “Zaten bir tek AB kaldı” derken, bu eleştirilerin Paris’te de devam ettiğini görüyoruz; okuyoruz. Paris’te ilk hafta bitti. 5 Aralık’ta ADP metni açıklandı. Açıklandı açıklanmasına ancak, müzakerelerde “insan hakları” ve “göç” gibi başlıkların tartışmaya açılması da düşündürücüydü. Nitekim özellikle insan haklarının korunması başlığı, AB’nin uluslararası ortamda en fazla sesinin çıktığı hatta birliğin temel değerlerine dokunan bir konu.

avrupa-birliginden-erdogana-mesaj-30118

AB’nin müzakerelerdeki etkisizliğini şu şekilde özetlemek mümkün:

1.AB, kendi iç sorunlarıyla oldukça meşgul. İlk sayıda da belirtiğim gibi, AB halihazırda 2020, 2030 ve 2050 yılına ait iklim ve enerji hedeflerine sahip ve bu hedefler, tüm 28 üye ülkesi için bağlayıcı nitelikte. Ayrıca Avrupa Komisyonu’nun internet sitesinde “DG Clima” yazıp, AB Emisyon Ticaret Sistemi’ni (AB ETS) arattığınızda, AB ETS’nin, AB’nin iklim politikasının can damarı olarak belirtildiğini göreceksiniz. Bu önemli bir nokta. Çünkü AB ETS, 2008 yılı mali ve ekonomik krizden etkilenmiş ve piyasada bulunan fazla kirletme izinleri nedeniyle çöküşe sürüklemişti. Böyle kırılgan bir ETS yapısı, AB’nin iklim politikasının temelini oluşturuyorsa, bir kere daha düşünmek gerek. 1 0cak 2019 tarihinde başlayacak ve küresel emisyonlarnın yüzde 45’ini barındıran AB ETS’ye yönelik yeni reform süreci merakla bekleniyor.

Diğer politika alanlarında da AB, tam bir birlik olma yolundaki çabalarını sürdürmekte. Enerji Birliğinin temini kapsamında enerji güvenliği sorunu, ekonomik birlik kapsamında bütçe ve parasal konulardaki sıkıntılar AB’nin dikkatini dağıtmakta. Üye ülkelerin ulusal çıkarları pek çok politika alanında hala güçlü.

İnsan hakları demek aynı zamanda kadın hakları demek. Nitekim iklim değişikliği ile mücadelede kadınlar ve çocuklar en çok zorlanan kesmi temsil ediyor. Bu nedenle anlaşmada insan akları ifadesinin kaldırılmaması oldukça önemli.

  1. Mülteciler sonrası politika değişimi AB’de belirgin. Suriye’de yaşanan olaylardan kaçmak zorunda kalan mültecilerin AB’ye giriş yapması, AB’yi farklı bir boyuttan yola sürükledi. Nitekim Norveç gibi en yumuşak söylemlere sahip ve insan haklarının en sağlam temellere dayalı olduğu bir Kuzey ülkesinden ilk hafta ADP metninden “göç” maddesinin çıkarılmasının talep edilmesi oldukça şaşırtıcıydı. Bu söylem bir bakıma, göç konusunun, “uygulanması zorunlu insan hakları” konusuna değinmesi ile ilgili.

Norveç dışında ABD, Suudi Arabistan ve AB de “bağlayıcı” olması arzu edilen yeni iklim değişikliği anlaşmasında “insan hakları” ifadesinin kaldırılması yönündeki talepleri için el kaldırdı. 4 Aralık’ta çıkan ADP metninin giriş bölümünde yer alan ifade, aynı zamanda Madde 2/2’de de (Purpose) mevcut ancak (!) parantez içinde. Paranteze alınması, tartışmaların bitmediğini gösteriyor. 5 Aralık’ta ise kısaltılmış bir şekilde ADP metninin son hali verildi.

ADP Metni için: http://unfccc.int/resource/docs/2015/adp2/eng/l06r01a01.pdf

İnsan hakları demek aynı zamanda kadın hakları demek. Nitekim iklim değişikliği ile mücadelede kadınlar ve çocuklar en çok zorlanan kesmi temsil ediyor. Bu nedenle anlaşmada insan akları ifadesinin kaldırılmaması oldukça önemli.

  1. Finans konusunda AB üye ülkeler kendi başına hareket ediyor. İlk sayımızda belirtiğim gibi, konferansın ilk günü olan 30 Kasım’da sadece Almanya, İsveç ve İsviçre’den 500 milyon avro yardım sözü verildi. İlk hafta bunun dışında finans konusunda AB’den resmi bir açıklama yapılmadı.
  2. Ta 2000’lerin başında çıkarılan ve iklim değişikliğinin güvenlik konusuna dahil edildiği “Avrupa Güvenlik Stratejisi” güncel haliyle dikkat çekebilirdi. Güvenlik kavramı artık bildiğimiz klasik güvenlik tanımından çıkmıştır. Güvenlik:İklim değişikliği sonucu artık bilinen bir gerçek. Brüksel’in güvenlik konusunda çıkardığı 2003 ve 2008 tarihli güvenlik stratejilerinin güncellenmesiyle uluslararası kamuyoyunun algısı, sadece AB’nin internet sitesinde görünen hedefleri dışına çıkabilir. AB’de savunma ve güvenlik politikalarından üye ülkelerin çıkarları hala önemli olsa da, iklim değişikliği ve çevre koruma politikaları, daha evrensel ve daha kolay “birlik” politikası olabilecek güce sahip. Dolayısıyla iklim değişikliğinin güvenlikle beraber sunulması dikkat çekecektir.

Yan Gündem: Havacılık Emisyonları

Bilindiği gibi, iklim değişikliği müzakerelerinde temel amaç küresel ısınmanın 2 derecede tutulması. Ancak COP 21’in ilk haftası tamamen bu amacı revize eder türden sonuçları sunmaya devam ediyor. İlk sayımızda belirtildiği gibi, “BM’ye gönderilen ulusal taahhütler, emisyonlarda azalmaya imkan verse de bu azalma “yavaş” olacak; uzun vadede azaltım politikalarında yetersiz bir senaryo çizelecek ve tam anlamıyla uygulansa bile, küresel ısınma 3 derece civarında ortaya çıkacak. Dolayısıyla emisyonların azaltımı konusunda ciddi sıkıntılar var.

Azaltım konusunda INDC’lerin ortak paydada ortak hedefe yönelik uyumlaştırılması ve gerçekçi olması meselesi Paris’te ve Paris sonrasında da 2020’ye kadar yani yeni anlaşmanın Kyoto Protokolü’nün yerine geçtiği andan itibaren öncelikli konulardan biri olması beklenmekte.

Havacılık sektöründen kaynaklı emisyonlar aslında COP 21’in yan etkinliklerinde gündeme alınan diğer önemli bir başlık. Sektör, küresel boyutta olduğu kadar AB genelinde de ciddi tartışmalara neden olmakta. 4 Aralık’ta yapılan ve AB’nin yan etkinliklerinden birinde havacılık sektörü enine boyuna tartışıldı. Ortak fikir: “Yeni anlaşmada havacılık emisyonları konusu güçlensin.” Aslında Kyoto’nun Madde 2/2 içinde Ek-I ülkelerinin bu sektör kaynaklı emisyonları azaltıcı hükümleri yerine getirirken Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) ile birlikte çalışması gerektiği belirtilmekte. Bunun içinde uluslararası gemi taşımacılığı da dahil. Ancak bilinen bir pürüz var ki, uluslararası ortamda ICAO’nun etkinliği teyid edilemiyor. Nitekim küresel anlamda bu sektöre yönelik ortak bir kurallar henüz yok. Dolayısıyla yeni anlaşmaya girmesi gereken havacılık sektörünün geleceği açık değil.

Öte yandan atlanmaması gereken bir başka boyut olarak, AB Emisyon Ticaret Sistemi’ne, 1 Ocak 2012 yılında havacılık sektöründen kaynaklı emisyonların kontrolünün de dahil edilmesi, küresel çapta hava şirketlerince eleştirilmişti. Gelinen noktada ICAO’nun arabuluğu ile havacılık emisyon kontrolleri askıya alınmış durumda.

Mevcut havacılığa yönelik sektör politikalarıyla 1,5/2 derece amacına ulaşmanın mükün olmadığını savunanlar COP 21’de oldukça fazla. Nitekim havacılık ve gemi taşımacılığından kaynaklı emisyonlar 1990-2010 dönemi arasında tam yüzde 80 oranında arttı (Third IMO GHG Study 2014).

İlge Kıvılcım, 

Uzman, İktisadi Kalkınma Vakfı

Site Footer

Sliding Sidebar