Paris izlenimleri-4: Yeni anlaşma yetersiz hedeflerle 10-15 yılımızı bağlayacak mı?

Bu yazı ilk olarak Yeşil Gazete’de yayınlanmıştır

Paris görüşmelerinin resmen son günündeyiz, ama müzakereler her zamanki gibi Cumartesi’ye uzadı. Yine de sonuç belli gibi. Büyük bir sürpriz ve aksilik olmazsa bu maratonu Paris Anlaşması isimli yeni bir uluslararası iklim anlaşmasıyla kapatacağız. Böyle bir anlaşmanın çıkacağı da, iklim değişikliğini durdurmaya yetmeyeceği de önceden belliydi.

zac1

Ancak bazı yeni durumlar da yok değil. Örneğin (birbirine benzer ülkelerin gruplaşmalarına alışıktık ama) önceki gün ortaya çıkan ve ABD, AB ve az gelişmiş ülkelerden oluşan 100 ülkenin birlikte davranacaklarını ve güçlü bir anlaşma istediklerini açıkladıkları “High Ambition Coalition” yeni bir durum. Anlaşmada 1,5 derece hedefinin net bir şekilde olmasa da telaffuz edilecek olması da öyle. Kayıp ve Zarar Mekanizması gibi az gelişmiş ülkeler için önemli olan konular da yine anlaşmaya giriyor (ama ne kadar tanımlanmış bir şekilde gireceği henüz belli değil).

Ancak, anlaşmanın zayıflık belirtisi olan INDC’lerle ilgili herhangi bir olumlu iyileştirme umudu yok gibi. Ülkelerin kendi belirledikleri azaltım hedeflerinden oluşan INDC’lerin toplamının küresel ısınmanın neredeyse 3 dereceye çıkmasını garanti ettiğini biliyorduk. Üstelik bu hedefler 5 yıl sonrasını ilgilendiriyor ve çoğu ülke 10 yıllık oldukça uzun bir süre için politikalarını belirtiyor.

Paris’ten çıkacak kararın bence en önemli başarısı, bu hedeflerin 2020 olmadan yenilenmesini ve daha sıkı hale getirilmesini ülkelere “buyurması” olabilirdi. Oysa karar metninde INDC’lerin yetersizliği ve değil 1,5 derece, 2 derece hedefi için bile daha fazla emisyon azaltımının gerekli olduğu dile getirildiği halde, ülkeleri ancak 2020’den sonra hedeflerini gözden geçirmeye “davet eden”, bu işi 2025’e hatta 2030’a erteleyen ve üstelik bağlayıcı sayılmayacak cümleler var.

3

IPCC’nin 2018’e kadar 1,5 dereceye yönelik çalışma yapmasından ve 2019’da hedeflerin gözden geçirileceği yeni bir toplantıdan da bahsediliyor, ama bunların daha sıkı hedeflere yol açacağının garantisi yok. Dünya ekonomisinin karbonsuzlaşmasının (decarbonization) metne girememesi ve ne dediği belli olmayan, üstelik bir de ortada olmayan CCS teknolojilerini ima eden “karbon nötralitesi” gibi bir kavramın, net tarih de vermeden (yüzyılın ikinci yarısı gibi muğlak bir uzun vade için) metne sokulması can sıkıcı.

Sonuç olarak bu maddelerin dikkatle yorumlanması gerekir. Ancak bu anlaşma eğer önümüzdeki 10 yıl boyunca mevcut INDC’lerle yetinecek bir uluslararası iklim mücadelesi anlamına geliyorsa, anlaşmada küresel ısınmanın 1,5 derecede sınırlamasının amaçlandığının ima edilmesi ancak bir şaka olabilir. Zira 1,5 derece, hatta 2 derece hedefi için değil 2025 veya 2030’u, 2020’yi bile beklemeden hemen radikal azaltım yapmaya başlanması gerektiği bilim insanları tarafından sürekli anlatılıyor. Hatta geçen Salı günü burada Küresel Karbon Bütçesi konusunda yapılan bilimsel bir toplantıda mevcut azaltım eğilimiyle 1,5 derecenin imkansız olduğu, 2 derecenin ise ancak %33 olasılıkla mümkün olabileceği net olarak ortaya kondu. (UNEP ve UNFCCC de çok farklı hesaplar yayınlamıyor, ama onlar “iyimser” bir dille başarısızlığı başarı olarak göstermeye çalışıyorlar.)

Sonuçta buradan çıkacak kararda ve yeni anlaşmada finansman, adaptasyon vb. konularda ne denirse densin, bence en önemli konu INDC’lerin olduğu gibi kabul edilip edilmeyeceğiydi. Maalesef kabul edilmiş, doğru dürüst bir sorgulamaya tabi tutulmamış (daha doğru bir ifadeyle tutulması engellenmiş) görünüyor.

Alternatifi asıl haline getirmek

Le Bourget’de resmi “gösteri” sürerken, Paris’in çeşitli yerlerinde de alternatif etkinlikler devam ediyor. Geçen Cumartesi günü Montreuil’de yapılan alternatif buluşmada Naomi Klein ve Bill McKibben’ın savcı olarak görev aldığı ve Marshall adalarından Alaska’ya, Laponlardan Afrikalılara bir dizi iklim değişikliği kurbanının ve bilim insanının tanık olarak dinlendiği Exxon Mobil yargılaması (halk mahkemesi) son derece ilginçti. Pazartesi günü başlayan Zone d’Action pour le Climat (ZAC), yani İklim Eylem Zonu başlıklı alternatif etkinlikler de küresel iklim hareketini bir araya getiriyor. Bu toplantılarda hem iklim değişikliğinden en çok etkilenen kesimlerin sesi duyuluyor, hem de meselenin politik bağlantıları (sistemle, küresel ticaretle, şirketlerle ilgili meseleler) ortaya seriliyor.

1.5-to-stay-alive

İklim hareketinin gündeminin Le Bourget’de ele alınmayan asıl meseleleri ortaya koyduğunu söyleyebiliriz: Başta fosil yakıt endüstrisi (petrolcüler ve kömürcüler) olmak üzere şirketlerin işe yarar bir anlaşmayı nasıl bloke ettiği; şirketlerin hizmetindeki küresel ticaret anlaşmalarının iklim değişikliğiyle mücadeleyi nasıl imkansız hale getirdiği; iklim değişikliğinin teknik bir mesele değil bir sistem sorunu olduğu; 2 derece hedefinin nasıl afaki, anlamsız ve bilimsel olmaktan uzak politik bir hedef olduğu (ve üstelik ona bile uymaya kimsenin niyetinin olmadığı); iklim değişikliği nedeniyle okkanın altına önce yoksulların, uyum kapasitesi olmayan ülkelerin ve toplumsal kesimlerin, en başta da kadınların gittiği; ayrıcalıklı kesimlerin temsilcisi olan bir politik elitin temsil ettiği devletlerin tam da bu nedenle iklim değişikliğine çözüm bulmakla ilgilenmediği; iklim değişikliğinin önce gıda üretimini, çiftçileri ve köylüleri vurduğu, çözümün de küçük çiftçilerin güçlenmesinde ve bağımsızlaşmasında olduğu, ama bu apaçık gerçeğin sanayileşen tarım sistemi tarafından örtüldüğü; demokrasinin ve şeffaflığın günden güne eriyip gittiği; bilimin ne kadar siyasileştiği ve kimi “bilim insanlarının” ne kadar kolay satın alındığı vb. vb.

Ama bunlar karbonsuzlaşma bile diyemeyen bir anlaşma metninde, tabii, ima bile edilmiyor.

Cumartesi günü Paris’te asıl meselelerden bahseden asıl aktörler, olağanüstü hal yasalarına rağmen sokaklarda olacak. Paris’in simgelerinden Zafer Takı’nın altında binlerce insan buluşacak. Sokağın sesine kulak vermek ve gücünü hissetmek umudumuzu korumamızı sağlayabilir.

Ümit Şahin – Yeşil Gazete

Site Footer

Sliding Sidebar