Trilyonlarla Oynamak; İklim Finansmanı- 2 Uluslararası Para Fonları, Bankalar, Aracı Kurumlar

Biraz para konuşabilir miyiz?

OECD (İktisadi İş birliği ve Gelişme Teşkilatı) Başkanı José Ángel Gurría COP21’in açılış toplantılarından birinde bu Zirve’nin bir iklim zirvesi değil bir finans zirvesi olduğunu söyledi. Belli ki para konuşmak isteyenlerin kendi gündemleri hazır. Karbona fiyat biçmek, bu fiyatı vergilendirmek ve ardından bunu kontrol edilebilir bir piyasaya dönüştürmek hedefleri arasında. İklim değişikliği ile mücadele şemsiyesi altında kendi seçtikleri yere, kendi seçikleri amaçlar doğrultusunda iklim finansmanı sağlamak da başka bir hedef. Çünkü bu durum onlara paralarının gittiği yeri karar alıcıları üzerinden kontrol etme şansı vermekte. Fon sağlayıcılar ülke yöneticileri ve yönetişim mekanizmaları üzerinde etkili özel sektörle sıkı anlaşmalar yaptıkları sürece, Yeryüzü üzerinde bir yerden başka bir yere akan paranın kontrolünü sağlayacaklardır. İşte bu sebeple hep, siyah giyen kötü adamları iklim zirveleri boyunca salonlarda bize para konuşurken göreceğiz.

gcf

Daha önce IMF, Dünya Bankası, EBRD gibi uluslar arası fon sağlayıcıların toplantılarına değinmiştim. Hatırlatmakta fayda var ETS (Emisyon Ticareti Sistemi)’ni yerden yere vurup kirliliğe değil daha üretimdeki karbona fiyat biçip, hem üretimden hem tüketimden hem de emekten vergisini alalım demekte idiler. Yani, ülkelerin mevzuatları ile kontrol edebildiği ve kimin nerde ne kadar para harcayacağının kesin bir kontrol mekanizması olmayan bir ticaret sistemi yerine 3 kat daha karlı vergi sistemini koyalım.

Peki daha küçük çaplı ve yerel fon sağlayıcılar ve bankalar, fon talipleri ile fon vericiler arasında aracılık eden kurumlar bu işe ne diyor? Inter American Development Bank (IDB) ve The Centre for International Governance Innovation (CIGI) geçtiğimiz hafta IDB Başkanı Luis Alberto Moreno, Honduras Devlet Başkanı Juan Orlando Hernandez, CIGI’den Jim Balsille, Peru Çevre Bakanı Manuel Pulgar Vidal ve Kolombiya Çevre Bakanlığı’ndan Biance Japper’in katıldığı bir toplantı düzenledi. Başkan Moreno, IDB’nin özellikle bir kalkınma bankası olarak iklim dostu, sürdürülebilirlik hedefi olan altyapıdan, eğitime kadar geniş bir yelpazede proje desteği olduğundan bahsetti. Ve tüm çalışmalarının temelinde eşitlik ve yoksullukla mücadele olduğunu söyledi. Özellikle bu tarz sorunları olan yoksul bir çok ülke ile işbirliği içinde çalıştıklarını vurguladı.

“Honduras iklim değişikliği yıkıcı etkilerine karşın en savunmasız ülkelerden biri”

Ardından Honduras Devlet Başkanı söz aldı. Hernandez konuşmasına Germanwatch Küresel İklim Riski Indeksi’ne [1] göre Honduras’ın iklim değişikliği yıkıcı etkilerine karşın en savunmasız ülkelerden biri olduğunu hatırlatarak başladı.Bu sebepten ötürü ülkesine bir çok ölüm gerçekleştiğini bildirdi. IDB iş birliği ile dünyanın en büyük fotovoltik parkı güneş enerjisi projesini gerçekleştirdiklerini bildirdi. Fakat yoksulluk ve açlık ile mücadele adına özellikle hali hazırda Honduras’da iklim finansmanının tarım ve gıda projelerine kullanıldığını bildirdi. Ardından tüm bölgedeki kahve üreticilerinin sorunlarına değindi. Kahveden çok uluslu dev satıcılar çok büyük miktarlarda kazanırken en az parayı yerel üreticilerin kazandığını aktardı. İklim finansmanı ile yerel üreticinin kendi uluslar arası marketini kurabileceğinden ve hakkını alabileceğinden bahsetti. Sözlerini şöyle sonlandırdı; Ortada bir adalet sorunu olduğu açık. İklim mağdurları olarak artık daha agresif olmalıyız. Buradan bağlayıcı kararlar çıkamazsa İklim Zirveleri’nin bir anlamı yok.

“IMF’nin hesaplarına göre fosil teşvik yatırımlarının 2015 zarar bütçesi 6 Trilyon dolar. İşte bu sebeple karbona fiyat biçmek zorundayız”

CIGI adına konuşan Balsille ise IMF Başkanı  Cristine Legarde’nin iklim değişikliğinin sadece bir çevre sorunu değil bir ekonomik sorundur sözünü hatırlatarak sözlerine başladı. Bugüne dek 89 Trilyon Doalrın sadece karbonsuz ekonomik sistemlere geçiş için harcanmayı planlandığını bildirdi. Bu sebeple özel sektörün ‘greenwash’tan iklim finansmanına döndüğünü çünkü çok büyük potansiyel gördüklerini söyledi. Ve şu çarpıcı ifadeyi kulandı; artık fosile yatırım bir risktir! IMF’nin hesaplarına göre fosil teşvik yatırımlarının 2015 zarar bütçesi 6 Trilyon dolar diye ekledi. İşte bu sebeple karbona fiyat biçmek zorundayız dedi. Eğer çıkacak anlaşmada karbonu değerinin altında fiyatlandırır ya da fiyatlandırmazsak hata etmiş olacağız dedi. Ardından söz alan Manuel Pulgar Vidal Lima’daki İklim Zirvesi deneyimlerini aktardı. Kopenhag’da başarısız olduk ama Paris’te başarısız olma şansımız yok. Durum o kadar acil ki bu yüzden buradan bir anlaşma çıkacağına dair ümitliyim diye bildirdi.

Sonraki gün Zürih Üniversitesi, Alman Emisyon Ticareti Derneği ve Perspectives GmbH (iklim finansmanı danışmanlık hizmeti veren kurum) iş birliğinde bir toplantı düzenlendi. Toplantıda Zürih Üniversitesi adına konuşan Axel Micheolowitz ülkelerin yetersiz INDC leri için karbon marketinin çözüm olduğunu ve iklim finansmanı ile de güçleneceğini aktardı. Ardından söz alan Vietnam Çevre Bakanı Nguyan Khao Anh ise iklim finansmanının ülkesi için çok kritik olduğunu bildirdi. Ülkenin iklim değişikliği ile mücadele için kamusal hizmetlere kıyasla %70 oranında finansmana ihtiyaç duyduğunu bunda 30 milyar Dolara ‘a karşılık geldiğini ve bu bütçenin asla Vietnam devleti tarafından karşılanamayacağını bildirdi. İklim finansmanı mekanizmalarına şeffaf ulaşılabilirlik talepleri olduğunu, Yeşil İklim Fonundan yararlanmak istediklerini ve UNFCCC NAMA (Nationally Appropriate Mitigation Action) [2] içinde yer alıp faydalanmak istediklerini bildirdi. Ardından Yeşil İklim Fonu Uzmanı Perpectives GmbH’tan [3] Stephan Hoach söz aldı. Adaptasyon ve mitigasyonun ayrı fonlanabileceğini söyledi. Yeşil İklim Fonu’nun projelerle başalyıp büyük programlarla fon vermeye devam edeceğini söyledi. Örneğin GCF tarafından belirlenen 8 bölgeden 29 adaptasyon programı başvurusundan 8’nin kabul aldığını aktardı. Enerji verimliliği ve yeşil bağlayıcılığın GCF fonları açısından ümit var olduğunu ifade etti. GCF’ten faydalanmak için en önemli etkenin ülkelerin performansı olduğunu bildirdi. Ardından söz alan Alman Emisyon Ticareti Derneği’nden [4] Jürgen Hecker ETS’nin en büyük sorununun sınıfsal ayrımlarala özellikle yoksullara göre ayarlamalarla başa çıkmaması olduğunu söyledi. Pek de insani olmayan şu öneride bulundu ETS’nin düzenlenebilmeis için tüketimden gelire göre pay alınabilir. Yani herkes tükettiği kadar sorumlu olur. Şu demek oluyor. Yoksullar zaten çok az tükettiği için sorumlu değil, az tüketmeye devam etsinler. Fakat bu öneride yoksullukla mücadele için hiçbir vurguda da bulunmadı. Hatta bu önerisi ile karbon sorumluluğu bakımından yoksul ve zenginin eşitleneceğini bildirdi. Ardından söz alan Zürih Üniversitesinden Dr. Christian Huggel Peru, Hindistan,Taylan ve Vietnamda iklim değişikliği yüzünde kayba uğrayan toplulukların mücadelelerini ve iklim finansmanı ile gerçekleştidikleri başarılarını aktardı.

“Yoksullukla mücadele için kirli enerji kullanılmaya devam edilemez. Buna dur demek için karbon fiyatlandırılmalı ama bu gelir halka dağıtılmalı”.

hansen

Sonraki gün meşhur iklim araştırmacısı James Hansen ile görüşme fırsatım oldu. Kendisine bu yıl dillerden düşmeyen karbon fiyatlandırmasını ve iklim finansmanı mekanizmaları ile ilişkisini sordum. İşin mucidi Almanya olduğunu bu sebeple Şansölye Angela Merkel ile konuyu görüşmeyi istediğini ama görüşemediğini bildirdi önce. Hansen ‘Carbon price’ı (Karbon fiyatlandırması) carbon cap yani karbon kapitali olarak adlandırmakta. Alman çözümü karbon sorununu çözemeyecek dedi. Paris’teki yöneticilerin birbirlerini alkışlayarak gelecek kuşakların geleceklerini mahvettiklerini, yoksullukla mücadele için kirli enerjinin kullanılmaya devam edilemeyeceğini söyledi. Buna dur demek için karbonun fiyatlandırılmasını ama bu gelirin halka dağıtılması gerektiğini aktardı. Yani Hansen bile daha oturaklı bir mekanizma ile iklimin geleceğinin karbonun fiyatlandırılmasına olduğu nu görmekte. Hansen son olarak finansmanın ise buna bağlı olduğunu ve bu konuda da adalet sorunu olduğunu da ekledi.

DSC00308

Çin standında bir enerji toplantısına katılan Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Direktörü Fatih Birol’a da Hansen’a soruğum soruyu sorma fırsatı buldum. Birol tüm para yöneticilerinin aksine sonuç bildirisinde karbona ilişkin bir fiyatlandırma olmasının güzel bir sürpriz olacağını ama emisyon ticaretinin hala yeri olduğunu söyledi ve Çin’in bu konudaki potansiyelinden bahsetti. Bu sebeple iklim finansmanının da bu alanda kullanıldığını görmenin sürpriz olmayacağını bildirdi.

COP21 boyunca devam eden toplantıların geneline baktığımızda finans ya da finansla alakalı toplantıların iklim değişikliğinin etkilerinin konuşulduğu toplantılardan daha fazla olduğunu görüyoruz. Herkes para konuşuyor aslında. Parayı kontrol edenlerin karar alıcılar üzerindeki etkisi ise yadsınamaz. Ve ne yazık ki taraflar görüşmelerinde ne görüşülürse görüşülsün hep kontrolü para üzerinden elinde tutanların istekleri bir şekilde anlaşma metninde yer alıyor. Halkların haklı talepleri ise, eğer şanslılar ve dile getirebildilerse,  kararlarda yer alıp başka baharlara bırakılıyor. Zaten daha işin başında BMİDÇS (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi) Yönetim Kurulu Başkanı Cristina Figueres bu yıl COP21’den beklenen kararların çıkmayacağını, gelecek yıl Fas’ta yapılacak zirve için COP21 umutlu bir adım olduğunu söyledi. Sayısını hatırlamamakla birlikte arada bir çıkan bildirgelerden birinde karbon fiyatlandırmasına ilişkin bir ibare bile gördük şimdiden. Özetle, iklim değişikliği ile mücadele fonlarının nerden nereye akacağı, vergilerin nasıl bir mekanizmaya dönüşeceği konusunda kafalar karışık. Hem vergi açısından hem projeler, programlar açısından çok büyük bir potansiyel olduğu açık. Sorun bu potansiyelin hangi oranda halkların yararına kullanılacağı. Belli ki para yöneticileri karar alıcılar üzerinde etkin olmak için hem vergiyi (karbon ) hem iklim finansmanını araç olarak görmekte. Bu ısrarın arkasında başka ne olabilir ki?

İklim finansmanını iklim adaleti bakımından ele alınca görüyoruz ki bu konuda da adalet henüz mümkün değil.

Peki sivil toplum bu işin neresinde? İklim finansmanından kim, nasıl ve ne kadar faydalanabilir? Bu başlı başına başka bir konunun yazısı. Bu soru kritik çünkü dillerden düşmeyen bu trilyonlar aslında hiç sorumlu olmadıkları çevre zararlarının ve iklim değişikliğinin mağduru yoksul halkların hakkı. Üstelik bu bir borç olduğu için geri ödemek zorunda da değiller. Adil ve şeffaf bir biçimde toplumsal cinsiyet bakımından eşit bir şekilde bu hakka ulaşabilmeleri gerekli. Fakat iklim finansmanını iklim adaleti bakımından ele alınca görüyoruz ki bu konuda da adalet henüz mümkün değil.

[1] https://germanwatch.org/en/11366

[2] http://unfccc.int/focus/mitigation/items/7172.php

[3] http://www.perspectives.cc/index.php?id=677

[4] http://www.bvek.de/

[5] http://www.iea.org/

 Menekşe Kızıldere,

Heinrich Boell Stiftung Derneği

Site Footer

Sliding Sidebar