Bir doktorun gözünden COP22 İzlenimleri

Dr. Kayıhan Pala, Türk Tabipler Birliği ve Temiz Hava Hakkı Platformu

Öncelikle şunu söylemekte yarar var; gözlemcilere açık ana oturumlarda tartışmaların bilimsel bilgi, ölçümler, kestirimler ve kapsamlı modellemeler üzerinden yürütülmesi tatmin edici. Örneğin Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) yeryüzü sıcaklığı, sera gazları, okyanus yüzey sularındaki ısınma, deniz seviyesi yüksekliği ve ekstrem hava olayları gibi göstergeleri yıllar içerisindeki değişimleriyle birlikte gösteren sunumu; iklim değişikliği ve küresel ısınma hakkındaki mevcut durumu açık olarak ortaya koydu.

Ancak durum saptamadaki başarıyı, küresel ısınmayı önlemek amacıyla atılması gereken adımlar ve bu konuda ülkelerin sorumlulukları konusunda görmek zor. Elbette yalnızca taraflara açık olan oturumlarda neler konuşulduğunu (ya da konuşulmadığını) bilmiyoruz; bu konuda her hangi bir açıklama yapılmıyor.

Küresel ısınma temel olarak bir “Halk sağlığı” sorunu olduğu halde, COP22’nin programında sağlığa ayrılan oturumlar son derece sınırlı ve biraz “Sorunlu”. Sorunlu çünkü, küresel ısınmanın yol açacağı göç ve sağlık etkisi oturumunun konuşmacılarından birisi büyük bir ilaç şirketinin yöneticisi…

Aslında endüstrinin COP22 ‘deki etkisi sağlıkla ilgili oturumlarla da sınırlı değil gibi görünüyor. Konferansın tercih ettiği dil ve iletişim kurma biçiminde bile endüstrinin etkisi yoğun olarak hissediliyor. Örneğin küresel ısınma ve eylem planı önerileri ağırlıklı olarak “Karbon bütçesi” ve “Karbon piyasası” üzerinden tartışılmaya zorlanıyor. Bu yaklaşıma şirketlerin doğrudan kendi adlarıyla yaptıkları sunumları da eklemek gerek.

Toplumda farkındalık yaratmak ve harekete geçirmek için sivil toplum örgütlerine çok fazla vurgu yapılıyor. Ben bu vurgudaki fazlalığın politik karar vericilerin önemini göz ardı edebileceği kanısında olduğumu söylemeliyim. Nitekim Trump’ın seçildiğinin anlaşılmasının ardından birçok katılımcı ABD’nin çevre politikasının değişebileceği kaygısını dile getirdi. Elbette sağlık politikası ile birlikte. ABD’den gelen bazı katılımcılar Trump ile birlikte ABD’de siyahları, kadınları, göçmenleri ve müslümanları zor günlerin beklediğini öngörüyorlar.

Şirketlerin etkisi, kök neden analizi yapılmaksızın yürütülen eylem planı tartışmalarında da kendini gösteriyor. Birçok konuşmacıdan sanayi devrimini duymuş olmama karşın, hiçbir konuşmacıdan kapitalizm ya da kar maksimizasyonu kavramlarını duymadım. Asıl nedeni görmezden gelerek soruna nasıl çözüm bulacağız?

Konferansta çelişkiler de dikkat çekici. İsveç 2040’a kadar fosil yakıtlardan tümüyle kurtulmayı planladığını açıklarken, ne ABD ne Çin ne de Hindistan örneğin her hangi bir somut plan açıklamıyor.

Yeri gelmişken söyleyelim, Türkiye’de 80’nin üzerinde yeni kömürlü termik santral yapılmasının planlanması ve bunların hükümetler tarafından desteklenmesi hayretle karşılandı. HEAL (Sağlık ve Çevre Birliği) 11 Kasım’da yapılacak sunumda aralarında DOSAB kömürlü termik santral girişiminin de yer aldığı Türkiye’den örnekleri Konferans katılımcılarıyla paylaşacak.

migration

İklim değişikliğinin eğer önlem alınmazsa büyük çaplı göç dalgalarına yol açabileceği öngörülüyor, tahminlere göre 21.yüzyılın ilk yarısından sonra dünya nüfusunun üçte birinden fazlası yer değiştirmek zorunda kalabilir. İklim değişikliğinin yol açabileceği göç sağlık etkisi bakımından ağırlıklı olarak hastalık ve tedavi üzerinden tartışılıyor; bir de göçle gidilen ülkenin sağlık sistemine etkisi ve getirebileceği yük üzerinden. Peki ya barınma, beslenme, eğitim, toplumsal cinsiyet, istihdam, sosyal koruma, sosyal güvenlik ve temel sağlık hizmetlerine erişim gibi sağlığın sosyal belirleyicileri ne olacak? Sağlık oturumlarındaki sunumlarda genel olarak sağlığın sosyal belirleyicilerine değinilmemesi önemli bir sorun olarak görünüyor.

Bu arada, halen çatışmalar ve savaşlar nedeniyle yerlerinden edilmiş milyonlarca insandan hiç söz edilmemesi de dikkat çekici.

Bütün bunlara rağmen, kapitalizmin bu vahşi çağında COP22 dünyada hayatın geleceğine ilişkin eylem planlarının tartışılabileceği önemli bir zemin sunuyor. Bu zeminin işlevi elbette büyük ölçüde “Sürdürülebilir kalkınma” yerine “Sürdürülebilir hayat” yaklaşımının benimsenmesine bağlı.

Bugün henüz değil belki ama bir gün mutlaka!

Site Footer

Sliding Sidebar