Senden Vazgeçmem: Türkiye & Yeşil İklim Fonu – 1

Arif Cem Gündoğan, ODTÜ, Yer Sistem Bilimleri Doktora Öğrencisi

Gündem oldukça boğucu… Trump başkan oldu… Hayat kısa… İklim krizi devam ediyor. Türkiye delegasyonuna kravatları biraz gevşetmesini, bu yazıyı Müslüm Gürses’in şu klasiği eşliğinde okumasını ve Yeşil İklim Finansmanı konusunu yeniden düşünmesini rica ediyorum:

Hatırlayacaksınız, Türkiye’nin COP22’nin ilk günü merkezinde olduğu iklim finansmanına erişim tartışması dikkat çekmeye devam ediyor. Açık uçlu istişare süreci devam ederken, konuya dair naçizane bakış açılarını masaya yatırmak faydalı olabilir diye düşündük. Türkiye’nin Yeşil İklim Fonu’ndan  (Green Climate Fund – GCF) özellikle sera gazı salım azaltımı noktasında faydalanmak istediğini biliyoruz. Öyle karşılıksız bir şey istediğimiz de yok, borcumuz borç; düşük faizli kredi şeklinde geri ödemeli olmak üzere yararlanmak istiyoruz. Türkiye’nin azaltım potansiyelinin farkındayız. Ancak tek engel finansman… Politik sahiplenme üst düzeyde; düşük karbon ekonomisine geçiş yolunda bütüncül bir yaklaşımımız var ve olabilecek her tedbiri değerlendiriyoruz. Ah şu finansmana erişebilsek, neler yapacağız. Buraya kadar kulağa iyi geliyor. Ancak konu üstüne biraz sadece bize değil, el âlemin de kafasına kurt düşürecek noktalar söz konusu. Bu yazıyı birkaç parçaya bölerek ele almakta, yavaş yavaş işlemekte fayda var. Doğru yanıtlara ulaşabilirsek, kolektif kazancımız en üst düzeyde olacak. Bu kısımda Türkiye’nin Yeşil İklim Fonu’ndan yararlanmasına dair meşruiyet sorunu yaratabilecek bir noktaya odaklanabiliriz. Örneğin, gelir düzeyi ve sera gazı salımlarındaki payımıza… Yeşil İklim Fonu tarafından 14 Ekim 2016 tarihinde projesi onaylanan ülkelere (gelişmişlik düzeylerine bakıp Türkiye ile mukayese edin lütfen) ve bu fondan henüz yararlanma şansı bulunmayan Türkiye’nin durumuna bakalım. 21. Taraflar toplantısı (COP21) raporundaki resmi kayıtlara göre ülkelerin küresel sera gazı salımları toplamındaki payları aşağıda görüldüğü gibi.

sekil1

Türkiye’nin payının projesi onaylanan ülkelerden daha fazla olduğu dikkatinizi çekmiştir. Şimdi dilerseniz aynı ülkelerin gelişmişlik düzeylerine (yalnızca bir boyuttan) kişi başına düşen gelir açısından göz atalım:

sekil2

Türkiye’de kişi başına düşen GSYİH’nin bu ülkelerin çoğundan daha fazla olduğunu görebiliriz. İklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden en fazla etkilenen (ve belki de topraklarının büyük kısmı okyanus seviyelerinin yükselişinden dolayı yok olacak olan) küçük ada devletlerini kırmızı çizgilerle özellikle vurguladık. Turizm ve ticaret sayesinde şimdilik gelirleri yüksek olan bu ülkeleri maalesef bir felaket bekliyor. O nedenle onların yerini ayrı tutarak bu iki grafiğe yeniden bakın. Ne gördünüz? Evet. Türkiye görece olarak neredeyse tüm bu ülkelerden daha zengin (dolayısı ile olumsuz etkilerle daha rahat başa çıkabilecek konumda) ve problemdeki payı hepsinden daha çok.

Durum böyle olunca aklımızdaki ilk soru işaretleri bu çerçevede beliriyor:

  1. Her fırsatta OECD kurucu üyesi ve AB aday ülkesi olduğunu belirten Türkiye grafikteki ülkelerle sosyo-ekonomik açıdan aynı klasmanda mı?
  2. Problemde parmağı görece çok daha fazla ve etkilerle başa çıkabilmesi daha olası olan bir ülkenin grafikteki ülkelerin kaynağını paylaşmak istemesi meşru bir istek mi?

Önümüzdeki yazı bölümünde dilerseniz Türkiye’nin hâlihazırda yıllardır yararlandığı iklim finansmanı kaynaklarına ve özellikle enerji/iklim politikalarının kesişimine odaklanalım. Bakalım elimizdeki kaynakları nasıl kullanıyoruz? Azaltım önündeki tek engel finansmansa, gerisi kolay…

Ülkemizi en az sizin kadar seviyoruz ve yararını düşünüyoruz. Siz söyleyin, “hangimiz sevmedik?”

Müzakerelerde başarılar!

Site Footer

Sliding Sidebar