Marakeş’te iklim adaletinin iki ucu

Özgecan Kara, Yeşil Gazete / Yeşil Düşünce Derneği

Bu yazı ilk olarak 14.11.2016 tarihinde Yeşil Gazete’de yayınlanmıştır

22. Birleşmiş Milletler Taraflar Konferansı, Fas’ın ev sahipliğinde geçtiğimiz hafta başladı. COP22, Paris İklim Anlaşması’nın beklenenden erken olarak 4 Kasım’da yürürlüğe girmesiyle oldukça önem kazandı. İki hafta boyunca Paris Anlaşmasının raporlaması, finansı ve diğer detayları üzerine sıkı pazarlıklar dönecek. Fas politik olarak da Türkiye’nin sayılı müttefiklerinden biri olduğu için (burada Türk olduğunuzu söylediğinizde iki isim duyuyorsunuz: Erdoğan ve Polat Alemdar) ve de Türkiye’nin Paris’te kapanmamış bir para mevzusu olduğu için, Marakeş, Paris Anlaşması’nı henüz Meclis’e bile getirmemiş Türkiye delegasyonu için oldukça önemli. Türkiye Paris Anlaşması çerçevesinde özel durumu nedeniyle gelişmekte olan ülke statüsünde Yeşil İklim Fonu’ndan faydalanabilmek istiyor. Kendilerine bu kadar yakın bir COP Başkanlığında bu iş çözülürse çözülecek.

Anlayacağınız Marakeş’te sıkı pazarlıklar dönüyor. Gerek COP22’de gerek sokakta. Uçaktan indiğimiz andan itibaren önümüzdeki bir haftayı dolu dolu pazarlıkla geçireceğimizi fark ettik. Biz Türkler farklı turist kazıklama yöntemleri ve kıran kırana pazarlık konusunda deneyimli olsak da ilk günlerin şaşkınlığı ile gerek takside, gerek restoranda kazıklandık ve kazıklanmaya devam ediyoruz. Marakeş’e gelecekler için tavsiye, size söylenen fiyatın 10’da biri gerçek fiyat, yüzünüz kızarana kadar pazarlığa devam edin – siyasetçilerden örnek alın.

Buradan sizleri Marakeş gece hayatına götürmek istiyorum. Marakeş’te gece hayatı, geldiğimizden beri duyduğumuz hırsızlık ve gasp hikayelerinden sonra “Aman başımıza bir şey gelmeden sağ salim otelimize gidelim” olarak geçiyor. Kuzu-kurt ve ot hikayesinde olduğu gibi Meydan’dan otele olan yolu tek başımıza kat etmemek için aynı yolu üç kere gidip geldiğimiz oluyor. Sanırım Fas’ın halini net olarak aktarabilmiştir bu yazdığım. Oldukça turistik bir bölgede kaldığımızı da belirtmem lazım. Fas’ta ayrıca içki olarak nane çayı, kokteyl olarak da atom var. Hâl böyle olunca geçen sene tenezzül etmediğimiz Climate Action Network (İklim Eylem Ağı) geleneksel partisine bu sene bakmaya karar verdik. Partiye sadece COP22 giriş kimliği olanlar (yani BM, delegasyonlar, fiyakalı sivil toplum temsilcileri ve basın) girebiliyor. Mekan İstanbul’da Boğaz’ın kenarındaki gece kulüpleri gibi bir yer. Bir küçük bira 35 liradan satılıyor ve içerisi hınca hınç dolu, adım atacak yer yok. Güney Afrika’dan gelmiş bir grup sahne alıyor içeride. Mekanda localar var, orada kıdemli BM çalışanları ve çeşitli ülke delegasyonlarından politikacılar locaları kapatmış, şişesi herhalde en az 1000 liradan viskiler ve votkalar açtırıyordu. Anlayacağınız dünyanın iklim krizini, bu adaletsizliği çözmeye karar vermiş taraflar tüm kurtlarını döktü o gece, tüm dertleri evde bıraktı.

img_17651-768x576

Pazar günü ise geleneksel iklim adaleti yürüyüşü yapıldı. Geçen sene Paris’te OHAL nedeniyle yürüyüş yapılmasına izin verilmemişti. Meydana ayakkabılar koyarak ve insan zinciri oluşturarak eylem yapılmıştı. Bu sene 1000 kişilik katılımla yürüyüş yapıldı ve yürüyüşe damgasını yerel gruplar vurdu. Her zamanki kutup ayısı kostümlü uluslararası aktivistler ve yerel kıyafetleriyle yerli halklardan katılımcıların “Fosil yakıtları yerin altında bırak” sloganları arasında “Bu yürüyüş Fas rejiminin 300 km güneydeki suçlarını yeşille kapatıyor” pankartı ve Batı Sahra bayrakları göze çarpıyordu. Batı Sahra bağımsızlığını ilan etmiş ve hala BM tarafından tanınmayan, Fas hükumeti tarafından da Fas’ın toprağı olarak görünen bir bölge.

Yürüyüşte röportaj yaptığım, kendisini antikapitalist ve çevreci aktivist olarak tanımlayan Faslı film yapımcısı Nadir Bouhmouch, bu yürüyüşün hükümet tarafından kurulan Coalition Moroccon Climate Justice (Fas Iklim Adaleti Koalisyonu) tarafından, Fas hükumetinin insan hakları, çevre hakları, sağlık hakkı ihlallerini yeşile boyamak için yapıldığını iletti. 300 km güneyde Kraliyet ailesinin sahibi olduğu Societé Nationale d’Investissement (SNI) holdinginin işlettiği, Afrika kıtasının en büyük gümüş madeni olan Imider madeni oradaki yerel halkın suyunu, toprağını ve sadece bir hemşire ve bir doktorla sağlık hizmeti almaya çalışan halkın kendisini zehirliyor. Bölgelerinde çıkartılan zengin maden gelirinden hiç pay almadıkları gibi, yüksek genç işsizliği nedeniyle günlük bir dolardan daha az parayla geçiniyorlar. Yerel halk, etnik olarak Amazigh halkı, 2011 yılında Sahara çölünde kurdukları direniş çadırında ülkenin en uzun süren protestosunu sürdürüyor. Yürüyüşte aramızda toprağım zehirleniyor, suyum zehirleniyor dediği için tutuklanmış çevreci aktivistler de vardi. Imider halkı da COP22 süresince 330kmsouth kampanyası ile orada süregelen adaletsizliğe ve bu iki yüzlülüğe dikkat çekmek istiyor.

img_17691-768x1024

Ama şimdi Türkiye’yi ve dünyayı da düşündüğümüzde, Fas Krallığını ve COP22’yi – çok da şey etmemek lazım belki, bilemiyorum.

Site Footer

Sliding Sidebar