Senden Vazgeçmem -2 (feat. Dombıra) – Türkiye ve İklim Finansmanı

Senden Vazgeçmem 2 – Türkiye ve İklim Finansmanı

Arif Cem Gündoğan

Merhaba. Türkiye ve iklim finansmanı konusuna odaklanmaya devam ediyoruz. Bu yazıda ilk şarkımızı değiştirmeyelim, zira henüz vazgeçmedik. Türkiye, “senden vazgeçmem” diyerek teknik olarak erişim sağlama şansının olmadığı Yeşil İklim Fonu (GCF) üzerinden azaltım odaklı iklim finansmanı talebini hem GCF ekibi, hem taraf ülkeler hem de devlet dışı aktörlerle müzakere etmeye devam ediyor. Herkese kolay gelsin.Görüşmelerde gündeme ne geliyor pek bilmiyoruz. Yani gönül ister, o görüşmelere sivil toplum temsilcileri de alınsın veya toplantı notları paylaşılsın… Ama tabii dünya ideal değil, bizim ülke hiç değil, beklentileri çok yükseltmemek gerek. Eninde sonunda göreceğiz varılan uzlaşıyı… Hayırlısı.

Bu arada “Tekrar çal Sam”, teybin tuşuna bas, seviyoruz bu parçayı: https://www.youtube.com/watch?v=59Pru5BRCwQ 

Önceki yazıda Türkiye’nin GCF üzerinden iklim finansmanı talebinin fondan yararlanan, projesi onaylanan diğer ülkelere bakınca pek yerli yerinde olmayabileceğinden; bir meşruiyet sorunu yaşanabileceğinden söz etmiştik. Zira özetle Türkiye’nin iklim krizi problemindeki payı ve iklim değişikliğinin olumsuz etkileriyle baş etme kapasitesi (en azından ekonomik açıdan) görece daha fazla olduğu için bize özel kararlar beklemek beyhude bir çaba olabilir…

Sahi Türkiye’nin GCF’den yararlanmak isterken ortaya koyduğu yol haritası nedir bunu bilen var mı? Naçizane, ben olsam şunları yaparak ayağı yere en azından buradan görünenden daha sağlam basabilecek bir şekilde müzakereye girerdim:

  1. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamındaki ek’ler ayrımına göre gelişmiş ülkeler klasmanına düşen ancak özel şartları tanınmış bir ülke olarak GCF’ten halihazırda yararlanan/yararlanabilecek ülkelerle sosyo-ekonomik benzerliklere dikkat çeken özet bir rapor hazırlardım.
  2. GCF’ten sadece kendim değil, benim gibi yararlanabilmeyi isteyebilecek benzer şartlardaki ülkeler (varsa) onlarla ittifak kurar, bunu tek başıma değil, ittifak olarak dile getirirdim.
  3. Bu raporlardaki perspektifimi sadece geçmişe (tarihsel sorumluluk) yönelik kurgulamaz 2030’a dek ne olacak, buna da odaklanırdım. Özel şartlarımız o kadar özel değil ve olmayacak zira… Ayrıca parametreleri olabildiğince geniş tutar, resmi geniş görmeye çalışırdım. Sadece kendi istediğimi görmeye değil.
  4. GCF’ten yararlansam ne gibi bir yol haritam olurdu bunu şimdiden masaya koyabilecek şekilde hazırlık yapar özet raporumu Marakeş’e yanımda getirirdim.
  5. Bunların yanında samimi, şeffaf ve detaylı bir “Türkiye ve iklim finansmanı” raporu hazırlar, içine hangi imkandan ne denli yararlanıyorum; kamu, özel sektör, ve dahi farklı finansmanlardan şimdiye dek ne kadar yararlanmışım diğer benzer ülkelerle mukayeseli olarak masaya şimdiden koyardım. Kendi politikalarımda kamu harcamalarım ne denli düşük karbon ekonomisini teşvik edebiliyor bunu sorgulardım. Belki de cepte zaten para vardır?
  6. İklim krizine bu hali ile yanıt olmaktan uzak Paris Anlaşması’nı bile imzalamayıp müzakerelerde bunu bir koz olarak kullanmak yerine iyi niyetimi ve irademi baştan vurgular, anlaşmayı politik olarak sahiplenir ve GCF kararından bağımsız taraf olurdum. Çin’in ABD’ye sorumluluk dersi verdiği şu günlerde liderlik boşluğunun vakum etkisini dolduran ülkeler kervanına katılırdım.

Belki bunlardan bazıları yapıldı ve henüz biz görmedik? Belki de hiçbiri yapılmadı. Belki de yapılsa GCF’ten yararlanmak için çaba sarf etme fikrinin o denli iyi bir strateji olmayacağını göreceğiz. Belki tam tersini…

Sadece şu grafiğe iltifat buyurun:

1

Burada anlatılan önceki yazıdakine benzer… GCF’den yararlanan ülkelerden farklı bir kalibrede ve konumdayız. Üstelik bu grafiğe ülkelerin iklim risklerine karşı kırılganlıklarını ve şimdiye dek gördüğü ekonomik kayıpları eklesek Türkiye daha da uzaklarda gözükecek… Tek grafikle bütün boyutları anlamak tabii ki mümkün değil. Benim demeye çalıştığım daha ziyade şu: farklı açılardan bu konuya enine boyuna baktık ve ortaya koyduk mu? Sırf istediklerimizi onaylayan görüşleri dikkate alırsak ne kazanırız? Ne kazandık şimdiye dek? Buradan görünen somut bir şey yok…

Türkiye iklim finansmanı araçlarının bazılarından halihazırda yararlanıyor. Miktarın az olduğunu düşünenler varsa şu yazıya inceden göz atabilirler. Bunların dışında iklim finansmanı olanaklarının çeşitliliğine göz atmakta ve GCF dışındaki ihtimallere ne derece önem verdiğimize, bunlarla ilgili nasıl stratejiler geliştirdiğimize de odaklanmak faydalı olabilir.

2

Herşey bir yana… Türkiye’nin özellikle TİKA üzerinden ODA (Official Development Assistance) yardımlarına katkısı 2015 yılı için (gayrı resmi hesaplara göre) 3 milyar doları aşmış durumda. Bunun büyük kısmının Suriye krizi çerçevesinde olduğunu biliyoruz. Bu saygı duyulacak ve aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik imkanlarını gözler önüne seren çarpıcı bir rakam aynı zamanda…

Özetle… Türkiye çeşitli kaynaklara erişim şansına sahip. Daha da arttırabilir… Türkiye’nin ekonomik gücü -eğer samimiyse- azaltım politikalarında çok daha iddialı olmasına yeter de artar. Türkiye’de eksikliğini hissettiğimiz şeyler neler mi? Politik olarak bu işi sahiplenmek, öncelikleri doğru kurgulamak, fosil teşviklerinin maliyetini doğru hesaplayıp artık bu konuda adım atabilmek; iklim, çevre, enerji ve kalkınma politikaları arasında bütünsel bir yaklaşım benimseyebilmek…

Bu yazıya öncekinden daha farklı bir telle veda edelim. Türkiye’nin argümanlarını daha katılımcı şekilde oluşturmasını dileyelim. Öyle ya, bilgi birikimi & deneyim, farklılık ve çeşitlilik müzakerelerde Türkiye’ye ancak güç verir, zafiyet değil… Biz bunu ülkece unutalı çok oluyor gerçi…

Ne demişler:

“Sogıslarda küş bergen, köptü körgen Dombıra…”

(Savaşlarda güç veren, görüp geçirmiş dombıra…)

Bonus parça: https://www.youtube.com/watch?v=u_wK6ccTGas

Site Footer

Sliding Sidebar