Bir Fiji ‘Talanoa’ Hikâyesi; COP23 Bonn

Menekşe Kızıldere, Heinrich Boell Vakfı

23. BMİDÇS Taraflar Konferansı Pasifik’in güzel ve iklim bahtsızı ülkesi Fiji başkanlığında ama Almanya’da, Bonn’da 6 Kasım itibari ile başladı. İkinci haftası devam ediyor. Paris Anlaşması’nın kabulünün ikinci yılında hâlâ birçok sorun tam olarak çözülmemiş ve yol haritaları netleşmemişken özellikle ABD’nin politik kararı sonrası tüm taraflar Paris Anlaşması’na yaklaşımlarını tekrar gözden geçirmek durumunda kaldı. Aslında Bonn Konferansından beklenti, 2015’ten beri süren çalışmalar göz önüne alındığında Paris Anlaşması’nın kurallar kitabının Bonn’da hazırlanıp Anlaşma ve Karar Metninin 2018’de COP24’te Polonya’da artık işler hale gelmesi. Yani Bonn aslında Paris’in uygulanmasından önce eski hesapların kapatılıp, yeni açılan alanlarda yer kapma mücadelesi olmakta. Ebetteki tüm bu devletlerarası yüksek politik ilgi alanı mücadelesinden beklenti, şeffaflık. Sivil toplum bu kez bu alan kapma yarışında kayıp zarar başlığının, insan hakları başlığının, cinsiyet eşitliği başlığının, adil sorumluluk ve hesap verilebilirlik tartışmasının ve teknoloji bahanesi emisyon azaltma tavizlerinin görüşmelerde kaybolmaması için daha sıkı etkinlik göstermeli. Bir Fiji deyişi olan ‘Talanoa’ arka planda bir şeyler gizlemeden hikâye anlatmak, konuşmak demek. Hatta konferansta çeşitli performanslar ve sözler için bir Talanoa alanı bile kurulmuş durumda. Talanoa teması biraz da bu şeffaflık arzusunun simgesi gibi asında. Bakalım bu iki hafta neticesinde COP23 Bonn bir talanoa hikâyesi olabilecek mi?

Bonn beklentilerini daha net irdeleyebilmek için aşağıdaki uç soruya yanıt vermeye çalışacağım

  1. 2 yaşında ‘terrible two’ bir Paris anlaşması, son politik durum nedir?

Bu yıl ki taraflar konferansı mottosu ‘’Further, Faster Ambition Together” yani hep beraber daha hızlı ve daha ileri. Bu motto ikinci yaşına giren Paris Anlaşması’nın artık bir geçerliliği olması için tarafların hızlanmasına yönelik bir ivme dokunuşu aslında. Çok geniş ve hukuksal olarak bağlayıcı olmayarak yoluna başlayan Anlaşma artık yavaş yavaş tarafları sıkıştırmaya başladı. Üstelik Anlaşma ile birlikte açılacak birçok pazarda ciddi kar gören özel sektör ve özellikle çok uluslu enerji firmaları bu daralan alanda bir an evvel Pazar paylarını yükseltme çabası içindeler. Bu da çok uluslu büyük şirketlerin olduğu ülkeleri proaktif bir şekilde karar mekanizmalarını etkileme çabasına sokuyor. Bu çaba ülke çıkarları açısından herkes için aynı sonuç demek olmadığı için bazı kararlar etrafında bazı ülkeler tek oya rağmen daha ‘eşit’ pozisyonda olabilmekte. Bonn tam da bu ‘eşitlik’ için bir mücadele alanı. 2015 te kabul edilen Anlaşma’nın teknik detaylarının görüşmesi 2018 yılına ertelenmişti. Önümüzdeki yıl Polonya’da yapılacak taraflar konferansında tüm hesapların kapatılması öngörülmekte. Bu yıl aslında Paris Anlaşması’nın Çalışma Programı hazırlanmakta. Bu program Paris Anlaşması Kurallar Kitabı olarak da adlandırılmakta. Paris her ne kadar kural koymasa da politik ve ekonomik olarak müdahillik gerektiren program birçok ülke açısından bağlayıcı olacak. Geçtiğimiz yıl Marakeş’te iki oturumda Paris Çalışma Programı görüşülmeye başlanmıştı. Ardından COP23 öncesi toplantılarda özellikle Mayıs ayındaki Bonn toplantılarında Program tekrar görüşüldü. Şu anda devam eden birçok toplantıda da Program görüşülmeye devam ediyor. Kurallar kitabı COP24’e kadar tamamlanmış olmalı. Her ne kadar ABD’nin Anlaşmadan çekilme kararı olumsuz bir etki yaratsa da Paris Anlaşması’nın yürürlüğüne yönelik program planlandığı gibi ilerlemekte. Üstelik konferansa katılan ABD delegasyonu ülke içi demokrasiden aldıkları güçle her ne kadar üst yönetim tam tersi davransa da yereldeki bağımsız otoriteler olarak Paris Anlaşması’nın arkasında olduklarını bildirmekteler. Tüm toplantılarda ABD heyeti iklim mücadelesi kararlılıklarını vurguluyor. COP23 ‘ün en enteresan politik olaylarından biri Suriye’nin anlaşmaya taraf olması oldu. Böylece ABD üst yönetimi bu konuda yalnız kaldı.

Türkiye’nin çözülmeyen iklim finansmanına erişim talebi henüz görüşülebilmiş değil. Almanya Bonn’da Türkiye’nin bu sorunu için arabulucu olma görevini üstlendi. Fakat Türkiye’nin bu talebine Başta Brezilya ve G77 ülkeleri olmak üzere birçok iklim fonlarından faydalanan ülkeler şiddetle direnç göstermekte. Yeşil İklim Fonu pastasından alacakları payı nüfus ve ekonomik potansiyeli açısından orta boy bir dev olan Türkiye ile paylaşmayı istemekteler. Fakat COP24 öncesi Paris Çalışma Programı işlemeye başlarken kimse geçmişten gelen sorunların hızlı ve tutkulu gidişi gölgelemesini istememekte. Hem BMİDÇS, hem ilgili ülkeler çözüm ne yönde olursa olsun çözümsüz kalmayacaklar. Çok büyük umutlar olamasa da Türkiye’nin özel durum ve iklim finansmanı problemi halledilmek durumunda. Zira ABD örneği varken BMİDÇS hiçbir taraf ülkesini oyunun dışına itmeyi göze alamamakta. Türkiye’nin çözüm talebi aslında oldukça haklı fakat bu talebi çok daha güçlü bir iklim politikası ve yeni bir azaltım taahhüdü ile sunması elini oldukça güçlendirecektir. COP23 hala devam ediyor bakalım Türkiye’nin durumu nasıl ele alınacak ve nasıl çözüme ulaştırılacak?

  1. Ev sahibi Fiji, peki bu ne demek?

Taraflar konferanslarında ev sahibi ülkenin veya bölgenin politik öncelik ve aciliyetleri diğer konulara oranla ön plana çıkar. Bu yılki ev sahibi Fiji de iklim değişikliğinden direkt etkilenen ve en fazla zarar gören tüm ülkelerin bir temsilcisi aslında bu ülkelerin çoğu iklim değişikliğine katkısı en az olup, iklim değişikliğinden en fazla etkilenen ülkeler. Fiji geçen yıl Winston Kasırgası’nda ülke GSYH’sinin üçte birini kaybetti. Fiji gibi iklim değişikliği ile birinci derecen yüz yüze olan Ülkeler için görüşmeleri yönetmek oldukça önemli. Aciliyetlerini önceliklendirebilme için Bonn iyi bir fırsat. Bu ülkeler içinde bulundukları tıpkı Talanoa deyişi gibi yüz yüze ve açıkça diğer taraflara hem de insani bir dokunuşla iletmekteler aksi takdirde bu yılki konferans sadece teknik konuların ele alındığı bir konferans olacaktı. Paris kurallar kitabı hazırlanırken iklim mağduru ülkeler Fiji önderliğinde, şu konuların netleştirilmesini talep ediyor; 2020’ye kadar iklim finansmanı altında söz verilen 100 milyar ABD Doları her yıl özellikle mağdur ülkeler ulaştırılmalı, iklim risklerinin yönetilmesi ve iklim direnci oluşturulması karara bağlanmalı ve ülkelerin bildirdiği karbon azaltım taahhütleri (NDC) revize edilmeli. Bunu yanı sıra kayıp ve zararlar için kurulan mekanizmanın da tam tam destek alması gerektiği vurgulanmakta.

  1. İnsan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği; Toplumsal Cinsiyet Eylem planı kararlara girecek mi?

Bu yıl da heyecanla neredeyse tüm toplantılarını takip etmeye çalıştığım konular insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği oldu. İnsan hakların sözünün Paris Anlaşması’nda yer alışı aslında Anlaşma’nın en büyük başarısı. Bu yıl görüşmelerde İnsan Hakları Evrensel Sözleşmesi altında, insan hakları Paris kurallar kitabında Anlaşma’nın kendisinden daha net bir şekilde yer alacak gibi. Devam etmekte olan görüşmeler ve sivil toplumun baskısı bu yönde.

10-11 Kasım’da yapılan toplantı ve görüşmeler neticesinde özellikle kadın organizasyonları Toplumsal Cinsiyet Eylem Planı’nın Paris Çalışma Programında karar olarak yer alacağı müjdesini verdiler. COP23’ün ilk haftası böyle güzel bir kazanım ile bitti. Bunun nasıl olacağı ise ikinci hafta görüşülecek. Ben de elimden geldiğince bunu takip etmeye çalışacağım. Fakat Eylem Planı’nın kabulü demek BMİDÇS sekreterliğinin bu plana bütçe ayırıp eyleme geçmesi anlamına gelmiyor. Bu alandaki tüm çabalar hala gönüllülük esaslı işlemekte. Yani bu alanda aslında alınacak daha çok yol var. Üstelik bu alan hem gender-wash (toplumsal cinsiyet yıkaması)  tehdidi hem de soft talk beside (kenarda yürüyen yumuşak tartışma) olma durumu ile yüz yüze. Toplumsal cinsiyet sadece bu alandaki uzmanların kendi aralarında görüşebilecekleri bir başlık değil. Aslında finans, teknoloji, mitigasyon ve adaptasyon tartışmaları ile birlikte oldukça teknik bir perspektiften bile alınabilir. Zira kredilendirme için ‘toplumsal cinsiyet kredisi’ şartı getirmeye çalışan özel sektör ve finans sektörü bu alanda daha ileri bile denebilir. Toplumsal cinsiyet kredisi oldukça yeni bir tartışma ikinci hafta bunu yakından takip edip sizlerle paylaşacağım.

Site Footer

Sliding Sidebar