Hak Verilmez, Alınır. Nasıl mı?

Menekşe Kızıldere, Heinrich Boell Vakfı

14 Kasım 2017’de günün sonunda yapılan son ana oturumda diğer başlıklar ile birlikte BİMÇDS uzunca bir zamandır tartışılan Toplumsal Cinsiyet Eylem Planı’nı (Gender Action Plan, GAP) kabul etti. Özellikle kadın organizasyonları ve sivil toplum kuruluşları bu alanda yıllardır böyle bir plan çıkması için mücadele vermekteydi. En sonunda bu mücadele geniş kapsamlı ve geliştirilmeye açık bir eylem planının kabul edilmesi ile ivme kazandı. Bu karar kesinlikle bu alandaki nihai başarı değil çünkü alınacak o kadar uzun bir yol var ki. Bu mücadele temelde bir hak ve eşitlik mücadelesi bu sebeple tüm hak ve eşitlik mücadeleleri gibi karşısında çıkar odaklı iktidar sahipleri ile karşı karşıya. Üstelik bu durumda bir de  ‘erkeklik’ ve sinsi cinsiyetçilik de bu iktidarın tam kalbinde yer almakta. Kadınlar, sadece kendi adlarına değil toplumsal cinsiyet eşitliği adına zor bir kazanım elde ettiler.

Peki, nedir bu eylem planı ve daha öncesinde nedir bu cinsiyet iklim bağı çok kısa bir şekilde buna değineyim.

Hak verilmez, alınır deyişinin hakkını belki de bu Gezegen de tam manasıyla kadınlar sağlamakta. Kadınların hiçbir hakkı mücadele edilmeden alınmadı. Oy hakkı mücadelesi, eşit anayasal haklar mücadelesi, eşit sosyal haklar mücadelesi, eşit eğitim, eşit iş, eşit emek… Eşit birey olmak… Bu liste sayfalarca uzayabilir. Kadınlar iklim değişikliği ile mücadele de, politika, bilim, görüşmeler, savunuculuk ve finansal çözümlerde başlıklarında da eşit haklar talep ediyor. Bu alandaki en temel eşitsizlik temsiliyet konusunda. Kadınların yerine, sadece erkelerden oluşan grupların konuştuğu karar aldığı o kadar çok yaşandı ki. Kadınların özne değil araç hatta meta olduğu o kadar çok oldu ki. Teknik konularda dışarda bırakıldıkları hatta uzun ve saçma açıklamalara maruz kaldıkları o kadar çok oldu ki… Bu yüzden öfkeliler. İklim değişikliğine karşı mücadele için çaba gösteren kadınlar bu sebeple daha fazla öfkeliler. Aynı mücadeleyi aynı çabayla verirken neden eşit değiliz, diye sormakta çok haklılar. Hem Gezegeni yok edip hem de bizi yok saymaya devam edemezsiniz demekte çok haklılar.

Toplumsal Cinsiyet Aksiyon planı bir SB46 uygulaması olarak COP22’ye sunuldu. COP22 ise Lima Kararlarını 2019’a kadar uzatma kararı aldı. Arından yapılan iki günlük bir çalıştay ile Aksiyon Planı oluşturuştu. Bu çalıştaysa hem BİMÇDS hem kadın Organizasyonları katıldı. Aksiyon Planı hedefleri şu şekilde belirlendi;

  • Bu alanda kapasite geliştirme, bilgi paylaşımı ve iletişim geliştirme
  • Cinsiyet eşitlikçi katılım ve kadın liderliğinin desteklenmesi
  • BİMÇİDS ve BM arasında bu kararlar ile ilgili olarak en yeni ve ilerici kararın kabulü bağlantısı
  • Cinsiyete duyarlı uygulamalar ve Paris’in uygulanmasında cinsiyete duyarlı kararların alınması
  • İzleme ve raporlama.

Aslında bu plan toplumsal cinsiyet politikasını ana akımlaştırıp tüm kararlarda gözetilmesini hedeflemekte. Ayrıca cinsiyet hassasiyeti olan iklim aksiyonu ve iklim politikası da ana hedeflerinden birisi. Bu plan ile birlikte tüm BİMÇDS mekanizmaları uzun vadede etkilenecek. Üstelik daha önceki kararlar gibi alınıp bir köşede tutulacağa da benzemiyor.

Toplumsal cinsiyet sürekli finans konusu ile birlikte karşımıza çıkmakta. Geçtiğimiz konferanslarda iklim finansmanı konusu ile birlikte ele alınmaktaydı bu yıl ise durum daha da somutlaşmış bir halde. Artık proje kredilendirmede şart olan toplumsal cinsiyet faydası kriteri bir kredi standardına dönüşüyor. Hatta buna ‘gender credit’ (cinsiyet kredisi) adlandırması bile yapanlar var. Bu konuda en profesyonel yaklaşımı ise WOCAN isimli kurum geliştirmiş durumda. Kadınlara yönelik geliştirilen program ve projelerin, kadınların hayatına pozitif etkisini ve artı değerlerini ölçmek için W+ isimli bir standart geliştirmişler. Şimdilik bu standart kredilendirme için sınırlı sayıda kullanımı olan bir standart gibi gözükse de aslında bu alanın finans alanı ile nasıl hızla iç içe girdiğine çok iyi bir örnek. İklim finansmanına kim ulaşır tartışmaları bir tarafa, iklim finansmanına nasıl ulaşılır için oldukça açıklayıcı. Belki de gelecek birkaç yılda iklim finansmanına ulaşmak, toplumsal cinsiyet kriterlerini sağlamdan mümkün olmayacak. Tabi ki bu gelişmeler bir taraftan endişe de vermekte. Hem iklim hem kadınlar için samimi çözümler yerine tamamen pazar odaklı çözümler sunması ve kadın sorunlarının finansal bir araca dönüşmesi tehlikesi var. Üstelik genderwash (cinsiyet yıkaması) potansiyeli de oldukça yüksek olan bir tartışma bu.

Geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da konferansın sondan 4.günü toplumsal cinsiyet günü ilan edildi. Bu sebeple bir market alanı kuruldu. Bu alanda çalışan tüm kurum ve kuruluşlar ya da platformlar işlerini ortaya koyma fırsatı buldu. Birçok yaklaşımı bu alanda bir arada görmek mümkündü. Bu alandaki yanlış yaklaşımlara en bariz örnek olarak market alanında karşılaştığım bir kampanyadan bahsetmek istiyorum. Her pozitif ayrımcılık market alanının olmazsa olmazı kadın emeği ile üretilen gıda veya hediyelik eşyaların yanı sıra çok ilginç bir eşantiyon reyonu davardı. Nüfus ve Sürdürülebilir Kalkınma Birliğinin dağıttığı tartışmalı broşür ve iklim adaptasyonu için iklim kondomu sloganlı kondomlar bunlardan birisiydi. Dağıtılan broşürde Uganda ve Pakistan’ın nüfus politikası rakamlarla eleştirilirken bu iki ülke kadar nüfus olmadığı takdirde ikim değişikliği sorununun çözülebileceğine dair kapalı ifadeler yer almaktaydı. Üstelik daha önce İskandinav ülkeleri gibi hem toplumsal cinsiyetin hem de insan haklarının ana akım politika olduğu ülkelerin standında da bu broşürler dağıtılmıştı. İki ülke hedef alınarak ırkçılığa varan bu yaklaşımın sorunlu olduğuna ilişkin Birliğin temsilcileri ile görüşme şansımız oldu. Aslında temelde kadınları ve kız çocuklarını istenmeyen gebeliği ve doğurganlığın zorlanmasını önlemeye çalışarak korumayı hedefleyen bir yaklaşımları olduğunu ifade ettiler. Sorunun nüfus yönetimi değil, kadınların doğurganlık aracı olarak görülmesinin karşısını almak istediklerini ve bu yüzden politikalarının nüfus değil kadın odaklı olduğunu ifade ettiler. Her ne kadar kadınlar bu çalışmanın ana ekseninde de yer alsa yöntemsel olarak oldukça yanlış bir çalışma olduğu aşikâr. Kadınların temel sorunları sadece doğurganlık üzerinden çözülmeyecek, bundan önce eşit eğitim ve eşit haklar görüşülmeli. Üstelik iklim değişikliği gibi faili belli yavaş kopan bir kıyametin karşısına nüfus yönetimini koymak ve kondom dağıtmak gibi basitleştirici bir kampanya yapmak oldukça yanlış. Neyse ki Birlik temsilcileri bu tartışmayı dikkate aldı ve en azından broşürlerini gözden geçirmeye karar verdiler.

Konferansın son üç günü içindeyiz. COP23 sakin bir ara konferans olsa da hem toplumsal cinsiyeti hem de BİMÇDS altındaki diğer uzun süreli sorunları ele alan ve çözümler sunan bir konferans olmakta. Türkiye’nin iklim finansmanına ulaşım probleminin dahi çözülme ihtimali mümkün, konferans bitmeden. Bu konu da aslında hak verilmez alınır deyişine iyi bir örnek. Hem bir devlet olarak Türkiye haklarını talep etmeli hem de yurttaşlar olarak bizler Ülkemiz ‘den samimi bir iklim politikası talep etmeliyiz.

İklim Postası herkesin gönüllülük esası ile katkı sunduğu ortak bir yayın. Benim açımdan çok kıymetli böyle olması. Ben de 2015’ten itibaren her yayımlandığında, elimden geldiğince katkı sunmaya çalıştım. Fakat artık İklim Postası için yazmayacağım. Son kez burdan COP izlenimlerimi paylaşmaktayım. Umarım bugüne kadar aktarmaya çalıştığım konferans bilgileri ve konuları bir şekilde, ufak dahi olsa, fayda sağlamıştır.

Site Footer

Sliding Sidebar