İklim toprağı, toprak da iklimi değiştirir

Özgül Erdemli Mutlu

UNFCCC COP23 sırasında, önceki senelere oranla, kardeş sözleşmesi UNCCD’nin ve toprak ile gıda güvenliği konularının daha fazla gündeme geldiğini gördük. UNFCCC, UNCCD ve CBD [1] olarak kısaltmalarını kullandığımız 3 Rio Sözleşmesi içinde küresel olarak en popüler ve en gündemde olan UNFCCC, diğer iki sözleşmeyi gölgede bırakmaya devam etse de hepsinin odaklandığı konuların birbirleriyle yaşamsal bağları olduğunu unutmamak gerek. Çünkü iklim değişikliği, çölleşme, arazi bozulumu, kuraklık ve biyolojik çeşitlilik sadece çevresel değil, sosyal ve ekonomik açıdan da birbiriyle yakından ilişkili konular.

Her ne kadar BM sözleşmeleri toplantılarında, üç sözleşmenin arasındaki sinerjinin geliştirilmesi gerektiği vurgusu yapılsa da, pratikte söz konusu sözleşmeler birbirleriyle entegre bir biçimde değil, ayrı çerçevede çalışıyor. Oysa, kullanılan göstergelerden, ülkelerin yaptığı raporlamalara, temel yapının uyumlaştırılması üç sözleşmeyle ilgili çalışmaların gerçekten de sinerji içinde yürütülmesini sağlayacaktır. UNFCCC, UNCCD ve CBD’nin arasında sinerjinin nasıl daha iyi yaratılacağını BM sekretaryalarında çalışan uluslararası diplomatlara ve ulusal delegasyonlara bırakalım ve COP cephesinden güncel duruma kısaca bir göz atalım.

Uluslararası açıdan toprak ve iklim değişikliği konularının, son yıllarda biraz daha merkeze gelmeye başlamasında, BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin [2] ve UNCCD COP12 ile COP13’ün rolü olduğu söylenebilir. 2015 yılında tüm ülkelerce kabul edilen BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin  13. 14. ve 15.si, iklim değişikliği, sudaki yaşam ve karasal yaşamla ilgili yapılması gerekenleri bir yörüngeye oturtma çabasıdır. 2015’te Ankara’da gerçekleşen UNCCCD COP12 ile 2017 Ordos (Çin)’de gerçekleşen UNCCD COP13 müzakereleri ise toprak ve iklim değişikliği bağlantılarının delegasyonlar, bilim insanları ve akademisyenler tarafından irdelenmesi ve arazi bozulumu dengelenmesi  (land degredation neutrality) konusunun COP kararlarına yansıması açısından önemliydi.

Arazi bozulumunun dengelenmesinin, özellikle 2015’ten itibaren iklim değişikliği ile mücadele çerçevesinde hem azaltım hem de adaptasyon tedbiri olarak entegre edilmesi gerektiği karar alıcılar tarafından kabul edildi.  UNCCD’ye taraf olan ülkeler, Eylül 2017’de Çin’de gerçekleşen zirvede arazi bozulumu dengelenmesi hedeflerini ulusal gündemlerine, politikalarına, yasalarına ve bütçelerine entegre edecekleri yönünde irade gösterdiler. Bu konunun, ulusal öncelikler içinde yer alması kadar, uluslararası çapta özel sektörün de yer alacağı şekilde mali destek boyutunu içermesi ile LDNF – Land Degredation Neutrality Fund (Arazi Bozulumu Dengelenmesi Fonu) kuruldu. Arazi bozulumu dengelenmesinin sadece kamunun değil, özel sektörün ve STK’ların da işin içinde olduğu ulusal ve uluslararası çabalar ile koordine edilmesinin gerektiği ön plana çıktı.

Marakeş Ortaklığı kapsamında, COP23 içinde 10 Kasım 2017, “Tarım Aksiyon Günü”  olarak gerçekleştirildi. FAO’nun organizasyonunda gerçekleştirilen etkinliklerin odağında iklim odaklı tarımsal çözümler vardı. O gün gerçekleşen toplantılar ve yan etkinliklerde tarım-iklim bağlantısına odaklanıldı, yeni çıkan raporların çıktıları paylaşıldı.  Bireyler ve toplumlar için gıda güvenliği yaşamsal öneme sahipken, arazi varlıkları sonsuz değildir. İnsan kaynaklı arazi kullanımları sonucunda, tarım yapılan verimli topraklar, konut, sanayi, turizm gibi tarım dışı amaçlarla kullanılmakta ve bu yöndeki talepler de gün geçtikçe artmaktadır. Tarım arazileri üzerindeki bu tip baskılar yoğunlaşmış durumdayken, gıda güvenliği üzerindeki tehditlerin de çeşidi artmaktadır.  2050  yılına kadar dünya nüfusunun yaklaşık 10 milyar insana ulaşması bekleniyor. 2017 FAO Raporuna göre, ekonomik büyümenin makul seviyede gerçekleştiği bir senaryoda bu nüfus artışı tarımsal üretim talebini yüzde 50 civarında arttıracak. Aynı zamanda insanların büyük bir bölümü daha az tahıl tüketecek ve daha çok oranda et, meyve, sebze ve işlenmiş gıda tüketecek. Bu da doğal varlıklarımız üzerinde daha çok baskı yapılması, ormanların yok edilmesi, toprak aşınması ve sera gazı emisyonlarının artmasına yol açacak. Verimli tarım arazilerinin, gıda güvenliği ile yakın ilişkisinin ötesinde iklim değişikliğinin tarım ve gıdaya etkilerinin tartışılması açısından önceki COP’lara göre, Bonn’daki iklim zirvesinin daha kapsayıcı olduğunu söylemek mümkün.

Toprağın/arazinin bütüncül ve sürdürülebilir şekilde planlanması ve yönetilmesi artık uluslararası açıdan da zorunlu hale gelmiştir. Bu açıdan kısaca “sürdürülebilir arazi yönetimine” değinmekte fayda var. Sürdürülebilir arazi yönetimi, biyolojik, fiziksel, sosyal, kültürel ve ekonomik ihtiyaçlar ve değerleri içeren bütüncül bir bakış açısı ve bütüncül bir yönetim aracıdır. Sürdürülebilir arazi yönetimi (SAY) aslında 1992’de Rio Sözleşmesi’nde ekosistemi koruma için bütüncül çözüm olarak ortaya çıktıysa da, başarılı yerel-ulusal uygulamaların etkileri görüldükçe, SAY’ın önemi toprak uzmanlarının ötesinde, karar alıcılar tarafından da anlaşılmaya başlandı.

UNCCD COP13 ve UNFCCC COP23’te, bilim insanları ve STK temsilcilerinin katıldığı yan etkinliklerde topraktaki organik karbon tutulması ile ilgili çalışmalara atıfta bulunularak toprağın bir karbon havuzu rolü olduğu hatırlatıldı. Ayrıca SAY’ın planlara entegre edilmesi gerekliliği ve arazi bozulumu dengelenmesi hedeflerinin tutturulmasının iklim değişikliği bağlamındaki rolüne dikkat çekildi. Toprak bozulumu, çölleşme ve kuraklıkla mücadele anlamında en önemli araç olduğunun kabul edilmesinin ötesinde SAY’ın iklim değişikliği ile mücadele edilmesi, biyolojik çeşitliliğin korunması, gıda güvenliği ve göç başta olmak üzere kırılgan toplulukların istikrarı ve güvenliği açısından kritik bir yöntem olduğu farklı panellerde etkili bir şekilde dile getirildi.

Katıldığım bir yan etkinlik sadece mekansal planlama ve eğitim odaklıydı. İklim değişikliğine uyum ve azaltım konusundaki çalışmalar genelde sektörlere yönelik yürütülürken, insan kaynaklı arazi kullanım değişikliğinin iklim değişikliği ile ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda, sürdürülebilir mekansal planlamanın hem kentsel hem kırsal alanda bu ilişkiyi merkeze alacak şekilde yapılmasının gerekliliğine dikkat çekildi. Son olarak, İklim Ağı’nın 15 Kasım 2017’de düzenlediği panelde de katılımcılar UNFCCC ve UNCCD bağlamında toprak ve iklim değişikliğinin farklı boyutlarını tartıştılar. IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli)’nin hazırlıklarına devam ettiği “Toprak ve İklim Değişikliği Özel Raporu”, konunun teknik boyutları ve Türkiye’ye özel yaklaşımında tartışıldığı panelde ayrıca SAY’ın, arazi bozulumu dengelenmesinde nasıl kullanılabileceğine yönelik görüşler paylaşıldı.

İklim değişikliğinin etkilerini yaşamakta olduğumuz bu günlerde, iklim ve toprak arasındaki ilişkinin anlaşılması, hem iklim değişikliği ile mücadelede topraktan faydalanılması hem de gıda güvenliğimizin teminatı olan toprağın iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden korunması açısından son derece önemli. COP23 sırasında UNFCCC’nin UNCCD ile kesişen alanlarının daha çok gündeme gelmesinin, gelecek COP’larda da devam etmesini ve yayınlanan yeni raporlar ile araştırmaların ülkelerin gündemine gelmesi umuduyla bir sonraki İklim Postası’na kadar takibe devam.

[1] UNFCCC: Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi

UNCCD: Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi

CBD: Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi

[2] BM üyeleri tarafından Eylül 2015’te kabul edilen 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi,  yoksulluğu ortadan kaldırmak, gezegenimizi korumak ve tüm insanların barış ve refah içinde yaşamasını sağlamak için evresel eylem çağrısıdır: http://www.tr.undp.org/content/turkey/tr/home/sustainable-development-goals.html

Site Footer

Sliding Sidebar